Yalnız Mesajı Göster
Eski 03-02-2007, 11:42   #7
Güven ÖZYELDAN
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan Gümüşi Havuz Balığı

Başlık : Sularımızda istilacı yeni bir tür; Gümüşi Havuz Balığı
--------------------------------------------------------------------------------
Yazar : Ali Serhan Tarhan
--------------------------------------------------------------------------------
Sayı : 13. Sayı (Ocak - Mart 2007)
--------------------------------------------------------------------------------
Konu : Su Ürünleri
--------------------------------------------------------------------------------



Soğuk bir Nisan günü, yağmurun birkaç gündür yıkadığı ormandan o bilindik toprak kokusu yayılıyor. Sürekli duyduğum bir yer olduğu halde Ömerli’ye ilk defa geliyorum. Anadolu yaşantısını barındıran bir yer olan Ömerli beldesi beklediğimden daha samimiydi. Istanbul’dan uzakta olmasına rağmen korkutucu bir hızla büyüyen şehir, bütün iştahıyla burayı da yutmaya hazırlanıyordu sanki. Çocukluğumuzdan beri içimize işlemiş olan doğa sevgisi bizi buralara sürüklemişti. Istanbul’un en büyük içme suyu kaynağı olmasıyla birlikte bilinmeyenlerle dolu olan bir yerdi, Ömerli Baraj Gölü. Bölgenin yerlilerinden bir balıkçının evi bize tarif edildiğinde heyecanımız daha da artmıştı. Koşar adımlarla evi bulduk fakat evde kimse yoktu. Sonra köyün kahvesine doğru yol aldık. Ve bu şirin kahvede çaylarımızı yudumlarken, karşımıza orta boylu, yüzünde hayatın derin izlerini taşıyan, 50 yaşlarında, arayıp da bulamadığımız balıkçımız çıktı. Ilk anlardaki çekingenliğinin sebebi bu yörede her türlü balıkçılığın yasak olması ve üniversiteden araştırıcı kimliğine sahip kişilerle konuşmaktı belki de. Ancak, sohbet ilerledikçe tedirginlikler azaldı ve daha sıcak bir ortam oluştu. Daha sonra yakaladığı balıkları bize gösterirken, onun paylaşma isteğini hissetmeye başladık. Çeşit çeşit balıklar önümüze getirilirken, gümüşi renkte sazanı andıran daha önce yakından görmediğimiz bir balık dikkatimizi çekti. Balığı sorduğumuzda aldığımız cevaplar o kadar çeşitliydi ki, balıkçıların ve yöre halkının uzun zamandır bu balığı tanıdıkları apaçık ortadaydı. Halka göre Israil sazanı, Bulgar sazanı, Rus sazanı, Karakuta, Gökçenez gibi birçok isim alan bu balık, aslında bilimsel olarak Carassius gibelio denilen Sazangiller (Cyprinidae) ailesine ait bir tür olan gümüşi havuz balığı idi. Bu balığa rastlamak bizim için oldukça ilginçti; çünkü son yıllarda bu balığın sayısındaki hızlı artış, çevresel değişimlere karşı olan dayanıklılıkları ve dağılım alanlarının genişlemesi başta bilim adamları olmak üzere halkın da ilgisini çekmiş, böylece de çok konuşulur olmuştu. Dağılım alanlarını Kore, Çin, Rusya gibi Asya ülkelerinin oluşturduğu gümüşi havuz balığı, Avrupa’ya 16-17. yüzyılda geçmişti. Bu transferin, doğal nehir sistemleri veya insan tarafından taşınıp, sucul ekosistemlere bırakılmak suretiyle gerçekleştiği düşünülmektedir. Türkiye’de ilk olarak 1986 yılında Gala Gölü’nde görülen bu balık, kısa sürede hızlı bir yayılma göstermiş, önce bütün Trakya bölgesini istila etmiş, daha sonra da Türkiye’nin, en doğudaki yerlerini de içine alacak şekilde, birçok bölgesinde görüldüğü bildirilmiştir.

Aslında, sucul organizmaların aşılanması ve yetiştirilmesi çok eskiden beri, özellikle ılıman iklime sahip ülkelerde uygulanmaktadır. Bu işlem genellikle değerli türlerin dağılım alanlarını genişletmek ve sucul ekosistemlerin balıkçılık üretimlerini artırmak için yapılmaktadır. Hatta günümüzde bazı ülkelerde çeşitli göl ve rezervuarların balıklarının % 30-40’lık bir kısmını aşılanmış türler oluşturmaktadır. Ancak, yeni türlerin aşılanması her zaman bir ekosistemin üretkenliğinde önemli bir artışa yol açmaz. Bu, ekonomik değeri az olan bazı balık türlerinin, değerli türlerin yerini almasına da yol açabilir. Avcı karaktere sahip bazı aşılanmış balık türleri, çoğunlukla beslendikleri diğer balık türlerinin populasyonlarını azaltırlar; hatta bazı durumlarda yok olmalarına bile yol açabilirler. Bu şekilde tür çeşitliliğini azaltırlar ve balık topluluklarının kompozisyonunu değiştirirler. Dikkatlice planlanmış ve kontrol edilmiş aşılamalarda bile büyük ekolojik ve ekonomik tehlike söz konusu olabilir. Çünkü doğal ekosisteme bu türlü müdahaleler, besin zincirinde ve ekosistemde şiddetli değişimelere yol açabilmektedir.

Bu balıkla olan ilk karşılaşmamızdan sonra biz de merakımızın doğurduğu istekle, üzerinde ciddi araştırma yapmaya karar verdik. 4 sene süren çalışmalarımız sonucunda balığın girdiği ortamlarda yoğun populasyon oluşturabilme ve dayanıklılık özelliklerinin sebeplerini araştırdık. Bunun için balığın üreme, büyüme, beslenme, ekosistemdeki diğer canlılar ile olan ilişkileri, ortamdaki su kalitesi gibi değişkenleri inceledik.

Nisan-Mayıs arasında üreyen gümüşi havuz balığı, oluşturduğu fazla sayıda yumurta ile göze çarpmaktadır. Büyüme bir sazangile oranla oldukça hızlı olup, hayatlarının ilk yıllarında 12-13 cm boya ulaşırlar ve ilk yaşlarında üreyebilecek olgunluğa erişirler. Bizim gölde yakaladığımız en büyük birey 35 cm boy ve 860 gr ağırlıkta iken literatürde bu değerlerin 45 cm boy ve 3 kg ağırlığa kadar ulaşabildiği belirtilmektedir. Bu balıkların besinlerini küçük omurgasızlar, zooplanktonlar ve bitkisel organizmalar oluşturur. Yaptığımız çalışmadaki en ilginç sonuçlardan biri de cinsiyet oranlarındaki farklılıktı. Ömerli Baraj Gölü’ndeki gümüşi havuz balığının dişileri oranca fazla, erkekler ise azdı. Bu, balıklarda ender olarak görülen erdişilik denilen üreme tipine bir örnektir ve dişi bireylere kendi cinsinden başka, aynı aileden yakın türlerin erkeklerinin spermlerini kullanarak üreme imkanı tanır. Yani erkek bireyin spermi sadece uyarıcı olarak rol oynar döllenmeye herhangi bir genetik katkı yapmaz. Ancak bu özellik balığın her populasyonunda söz konusu değildir. Örneğin aynı balıkla ilgili 2003-2004 yılları arasında Iznik Gölü’nde yaptığımız çalışmamızda cinsiyet oranlarının hemen hemen eşit olduğunu gördük. Bu göllerde yaptığımız kapsamlı araştırmalar, bu balığın değişken çevresel koşullara karşı oldukça dayanıklı olduğunu ve farklı özelliğe sahip birçok habitatta yaşamını rahatlıkla sürdürebildiğini göstermiştir. Özellikle yüksek uyum yeteneği ve gelişmiş üreme özellikleri, bu balıkların özellikle Avrupa’da ve Türkiye’de kısa bir süre içinde neden bu kadar hızlı bir şekilde yayıldığını açıklamaktadır.

Peki, bu balık Ömerli Baraj Gölü’ne nasıl girdi? Işte bu sorunun cevabını bulmak, bu gölde olduğu gibi bu balığın Türkiye’de görüldüğü diğer göllerde de oldukça zor. Çünkü bu balığın, özellikle suyun dışında da uzun süre yaşayabilme özelliği, onun insanlar tarafından uzun mesafelerde rahatça taşınmasını ve başka ortamlara aktarımını kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde bir aşılamanın da özellikle büyük ekosistemlerde izlenmesi ve kontrol edilmesi neredeyse imkansız. Bu yüzden, balıkçılar ve yerel halk ile yaptığımız söyleşiler, bize bu balığın söz konusu ortama bırakılma zamanı ve metodu hakkında en iyi bilgiye ulaşmanın tek yolunu veriyor. Gerçekte, çalıştığımız iki gölde de balıkçılar ile yaptığımız söyleşiler ve bilimsel araştırmalar birçok konuda örtüştü. Özellikle balığın hangi yılda göle girdiğine dair aldığımız bilgiler, balığın çeşitli metotlar kullanarak laboratuarda yaptığımız yaş tayinleri ile uyumlu sonuçlar verdi. Ancak, bugüne kadar yaptığımız söyleşilerde, göldeki otlaşmayı azaltması nedeniyle halkın, balığın göl için yararlı olduğuna inandığını gördük. Ayrıca, göl çevresinde yaşayan halk tarafından da sevilerek tüketildiğini gözlemledik. Bu gibi sebepler de şüphesiz, balığın halk tarafından yeni ortamlara naklini hızlandıran en önemli sebeplerden sadece birkaçı…

Bakalım Bu Gözler Göl Için Daha Ne Istilacılar Görecek!

Bu balığın hızlı bir şekilde yayılmasındaki en önemli etkenlerden biri de bazı devlet kurumlarının (DSI, Tarım Bakanlığı, Orman Bakanlığı) balıkçılık üretimini artırmak için uyguladıkları sazan (Cyprinus carpio) aşılamalarıdır. Çünkü şu anda halen aşılama çalışmaları yapılan sazan balığı, gümüşi havuz balığı ile ciddi biçimde benzerlik göstermektedir (Bu benzerlikten dolayı halen birçok seyyar balıkçı tarafından sazan olarak satılmaktadır). Yumurta alımından itibaren devlet kurumlarına ait çeşitli tesislerde büyütülen bu balıkların belli bir boya gelene kadar gümüşi havuz balığından ayrılması oldukça zordur. Bu yüzden potansiyel olarak hala bazı göllere sazan ile birlikte girme olasılığı oldukça yüksektir.

Yeni ortamlara başka bölgelerden getirilen bu balık diğer istilacı balık türlerinin de genel bir özelliği olarak çok iyi bilindiği üzere, Ömerli Baraj Gölü’nde kısa sürede yoğun populasyonlar oluşturmuş ve gölün diğer yerel türleri ile ciddi bir besin ve alan rekabetine girmiştir. Ömerli Baraj Gölü’nde yaptığımız çalışmada balığın 1998 yılında göle girdiğini ve bu tarihten sonra da gölde baskın olan kızılkanat (Scardinius erythrophthalmus), eğrez (Vimba vimba), adi sazan gibi türlerin sayılarında ciddi azalmalar meydana gelmesine karşın gümüşi havuz balığının 2002-2006 yılları arasında 9-10 kat civarında bir artış gösterdiği tespit edilmiştir. Bu balıkla ilgili benzer durumlar Avrupa ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden de rapor edilmiştir. Ayrıca bugüne kadar başka bölgelerde yapılan çalışmalarda bu balığın dipten beslenme alışkanlığı yüzünden göller için uzun yıllar sonucunda ciddi su kalitesi problemlerine ve elementlerin salınmasına neden olduğu ortaya konmuştur.

Işte belki birçoklarımızın balıkçı tezgahlarında her geçen gün daha fazla gördüğü ve büyük olasılıkla tükettiği, yerel balıkçılar ve halk tarafından sevilen ve yararlı olarak görülen bu sinsi ve etkili misafire karşı aslında çok daha dikkatli olmak ve bilinçsizce yeni ortamlara bırakılmasına engel olmak gerekmektedir. Ayrıca planlanmış aşılama projeleri, potansiyel ekosistem değişimlerini ve olası olumsuz etkileri dikkate almalıdır. Avrupa’da çok tehlikeli istilacı türler arasında gösterilen bu balıkla ilgili henüz Türkiye’de bir bilincin oluştuğunu söylemek gerçekten de çok güç. Bu balığın doğal ekosistemler üze-rine yaptığı olumsuz etkiler göz önüne alındığında, Türkiye’de de ciddi önlemlerin alınmasının zamanı geldi de geçiyor bile...

Teşekkür

Bu yazının hazırlanmasındaki katkılarından dolayı Özcan Gaygusuz ve Güneş Emir’e teşekkür ederim.

Kaynaklar

1. Gaygusuz, Ö., Tarkan, A. S, Acıpınar, H., Gürsoy, Ç & Özuluğ, M. 2005. A new powerful invader, prussian carp Carassius gibelio (Bloch, 1782), in Turkish waters. Fourth Symposium for European Freshwater Sciences. Krakow, Poland 22-26 August 2005.

2. Özuluğ, M., Meriç, N., Freyhof, J. 2004. The distribution of Carassius gibelio (Bloch, 1782) (Teleostei: Cyprinidae) in Thrace (Turkey). Zoology in the Middle East 31: 63-66.

3. Paulovits, G., Tatrai, I., Matyas, K., Korponai, J. & Kovats, N. 1998. Role of Prussian carp (Carassius auratus gibelio Bloch) in the nutrient cycle of the Kis-Balaton Reservoir. Int. Rev. Hydrobiol., 83, Suppl.: 467-470.

4. Vetemaa, M., Eschbaum, R., Albert, A., Saat, T. 2005. Distribution, sex ratio and growth of Carassius gibelio (Bloch) in coastal and inland waters of Estonia (north-eastern Baltic Sea). J. Appl. Ichtyol. 21, 287-291.
  Alıntı Yaparak Cevapla