Geri Git   RASTGELSİN AMATÖR BALIKÇILIK FORUMLARI > SOHBET ve EĞLENCE > SAĞLIK

SAĞLIK Sağlık konusunda herşey.




Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-01-2006, 05:07   #1
Epidermoid_Karsinom
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan Alkol Bağimlilik Yapiyor

kaynak :[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]

ALKOL BAĞIMLILIĞI

GİRİŞ
Türkiye’de kendini, sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerle mücadeleye vakfetmiş olan “Türkiye Yeşilay Cemiyeti” bu konuda şöyle der:
“Tarihin hiçbir devrinde tabii ve patolojik afetler de dahil, hiçbir felaket insanlığı günümüzdeki alkol ve uyuşturucu salgını kadar tehdit eden bir sorun haline gelmemiştir.”
İnsanlığı bu ölçüde tehdit eden, bu illetlerle ve zehirli maddelerle mücadele etmek insan olan herkese düşen bir sorumluluktur diye düşünüyoruz. Ne yazık ki, ülkemizde, özellikle son yıllarda felaket derecede artış göstermiştir. Son yapılan istatistiki çalışmalara göre ülkemizde kişi başına alkollü içki miktarı 15 litredir (1970’de 1 litre) ülkemiz, alkollü içki tüketiminde dünya sıralamasında 3.sıradadır. milli ve dini değerlerine bağlı bir ülkede alkol tüketiminin fazla olması hayli düşündürücü bir durum!
Yine, işin acı yanı ülkemizde, genç bir nüfusa sahip olmakla övündüğümüz genç kuşağımız en fazla alkol tüketen kuşaktır. Ondan sonra çocuk kuşak gelmektedir. Şunu da eklemek gerekir, ülkemizde her yıl meydana gelen “katliam gibi” trafik kazalarının baş aktörü olarak alkol gelmektedir. Unutmadan, dünyada en fazla “siroz” hastası ülkemizde bulunmaktadır. Yine, aile facialarının ve boşanmaların da en önemli nedeni alkoldür.
“İnsan küçük çocukların elinde sigara ve bira şişesi görünce, gencecik insanların uyuşturucu müptelası olduğunu duyunca eli ayağı kuruyor, kanı donuyor, en önemlisi de insan ne diyeceğini bilemiyor.” Alkolün insanı nasıl bir rezilliğe ve kepazeliğe düşürdüğünü yakın çevresinde bizzat görmüş bir insan olarak Allah hepimizi, özellikle küçük çocuklarımızı ve gençlerimizi bu illetlerden korusun. Girişi Prof. Dr. C. Savmaş Bey’in bir sözü ile noktalarken, alkol ve diğer bağımlılık yaratan maddelere karşı mücadele etmek insan olmanın gereğidir.
“Yarınlarda zehirlenmiş ve yaşayan ölüleri olan bir ülke ve gençlik istemiyoruz.”
“Alkolizmin başı biradır. Bira tüketiminin artması alkolizmi yaygınlaştırır. Alkolik gençler yarının ölüleridir.” Coşkun SARMAŞ



TANIMLAR
Alkol : Alkol, diğer bazı zehirleyici maddeler gibi, keyif verici, alışkanlık ve iptila yaratan bir maddedir. İçki olarak kullanılan alkol etil alkoldür (C2H5OH).
Alkollü İçki : Bileşiminde çeşitli oranda alkol bulunan ve içildiği zaman geçici bir keyif ve sarhoşluk veren, zamanla da vücutta zehirleyici tesirler yapan ve birçok insanda alışkanlık yaratan içkilere denir.
Başlıca Alkollü İçkiler:
Bira: Bira mayası ile mayalandırılmış arpa ile şerbetiçi otundan yapılır (Alkol derecesi, 3-5).
Cin : Ardıçotundan yapılır (Alkol derecesi, 50-60).
Konyak : Üzümden yapılır. Sarımtrak renkli bir içkidir (Alkol derecesi, 40-70).
Rakı : İncir, erik, üzüm gibi şekeri bol yemişlerden yapılır (Alkol derecesi, 45-50).
Şarap : Üzüm suyunun mayalandırılması ile elde edilir. Çok eski çağlardan beri bilinen bir içkidir (Alkol derecesi, 10-15).
Ve diğerleri, Şampanya, Viski, Rom, Kokteyl....
Alkolizm: Bireyin beden ve ruh sağlığını, aile, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede sık ve fazla alkol alma ve alkol alma isteğini durdurmama ile beliren bir bozukluktur.
E.M. JELLINEK ise alkolizmi “kişinin ve toplumun birlikte ya da ayrı ayrı zararına olabilecek biçimde içki içme alışkanlığı” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca alkolizmi beş bölümde ele almıştır (Alkolizm türleri).
1. Alfa Alkolizm; Bedensel ya da ruhsal bir sıkıntıyı gidermek için alışılagelenin içinde aşırı içki içme durumudur. Burada ruhsal alışkanlık ve ağımlılık söz konusu olup, alkol kesildiğinde yoksunluk belirtisi görülmez.
2. Beta Alkolizm; Alışılagelenin dışında aşırı içki içme sonucu mide-bağırsak bozuklukları, karaciğer yağlanması, çevresel sinirlerde iltihap gibi bedensel belirtilerin görülmesine karşın, alkole tutsaklık yani fiziki bağımlılık oluşmuştur.
3. Gamma alkolizm; Fiziki bağımlılık gelişmiştir. Alkol içme isteği engellenemez, denetlemez duruma gelmiştir. Organik bozukluklar ortaya çıkar. Alkol kesildiğinde yoksunluk belirtileri görülür.
4. Delta Alkolizm; Ruhsal ve bedensel bozukluklar ağırlaşır. Alkole karşı direnç artar. Alınan alkol miktarı çoğalır. Belirli miktarın altında alkol alındığında ya da alkol kesildiğinde yoksunluk belirtileri görülür.
5. Epsilon Alkolizm (Dipsomani); Zaman zaman gelen, engellenmesi ve önlenmesi olanaksız alkol içme dürtüsüdür. Kişi aşırı istekle alkol arar. Bulunca kendisinden geçinceye kadar içer. Kimi kez günler, haftalar, aylarca süren bu dönemin sonunda komaya bile girebilir.
Alkolik Şahıs
Dünya sağlık örgütü içki içenle alkoliği ayırmak için şu tanımı yapmaktadır. “İçkinin işine engel olduğunu değilde, işinin içki içilmesine engel olduğunu düşünmeye başlayan kişi alkoliktir.”
Yine dünya sağlık örgütünün bir başka tanımına göre ise, “Alkolik alışılmışın dışında alkol içen, bunun sonucunda bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığı bozulan, buna karşın alkol alma isteğini durduramayan, tedavisi gerekli olan hasta bir insandır.

B. TARİHÇE
Alkol ve Alkol kullanımı insanlık tarihi kadar eskitir. Taş devrinde yaşayan insanların bile alkol kullandığı sanılmaktadır. Anadolu, Mezapotomya, Mısır ve diğer Akdeniz ülkelerinde yaşamış eski insanların M.Ö. 5-6 bin yıl önce biraya benzer bir içki yaptıkları biliniyor. Efsaneler kuşaktan kuşağa aktarılan öyküler şarabın tufandan sonra Nuh peygamber tarafından dünyaya yayıldığını anlatmaktadır. Ayrıca dünyanın değişik yerlerinde adı efsanelere karışmış birçok peygamberin, mitoloji kahramanının çeşitli içkiler kullandığını anlatan öyküler kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze dek gelmiştir. Atinalı’ların Dionssas ve Romalı’ların Bacehus adında içki ve şarap tanrıları olduğu bilinmektedir.
İlk Babil krallık ailesinden gelen altıncı hükümdar olarak bilinen Hammurabi (M.Ö. 1728-1686) yasalarında şarabın elde edilişini ve alışverişini belirleyen hükümler olduğu görülmüştür.
16. Luis döneminde mayalanmış içkiler tıpta yer almıştır. 1860’ta Todd kendi adı ile anılan alkollü ve tarçınlı şurubu iştah açmak ve güç kazanmak amacıyla üretmiş ve bu şurup yakın zamana kadar tıpta kullanılmıştır. 18. y.y. şarapla eşdeğer tutulmuş olan alkol terimi günümüzde etil alkol içeren (C2H5OH) maddeler ve özellikler için kullanılmaya başlanmıştır.
Alkolizm sözcüğünü ilk kez kullanan, olağan sarhoşluğu, kronik alkolizmi ve alkol hezeyanını ilk kez tanımlayan 1856 yılında Stockholm Üniversitesi’nden Magmus Huss olmuştur. Bunu 1904 yılında Abderhalden’in alkolizme ilişkin olarak yazdığı kitap, 1857 yılında Mask Keller’in elli bin kaynaktan yararlanarak yaptığı çalışma izlemiştir.
Şiirlerden şarkılara, ağıtlardan övgülere kadar edebiyatımızın değişmez konuğu olan, din, tıp ve sosyal bilimcilerin üzerinde asırlardır durdukları ve en güzel tanımını Türkçe’mizde “şişede durduğu gibi durmayan” bir bomba gibi tanıtılan alkol günümüzde insan sağlığı ve davranışı üzerinde en önemli kötü etkenlerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden içkiye karşı ilk tepki M.Ö. 6.yüzyılda Isparta’da Salon yasaları ile olmuştur. Bu yasalar içki ve şarap tanrısı olan Dionisos adına düzenlenen törenleri yasaklamış, sarhoş olanların sokakta dolaştırılarak herkese gösterilmesini, alkol etkisiyle suç işleyenlerin çeşitli bir biçimlerde cezalandırılmalarını, hatta suçun niteliğine göre ölüm cezasına çarptırılmalarını buyurmuştur. Bu tepkiler zaman zaman birçok toplumda görülmüştür. En son olarak 1878’de Kanada’da, 1919-1934 yılları arasında Amerika’da alkollü içkilerin üretimi ve tüketimi yasaklanmıştır. Osmanlı padişahları arasında IV. Murat döneminde, alkol, afyon, tütün yasaklanmış, içenlere ölüm dahil çok ağır cezalar verilmiştir.
İlkçağ dinleri alkolü yasaklanmamış, hatta dinsel törenlerin kutsal bir simgesi olarak içilmesini gerekli görmüşlerdir. Eski dinlerde, Yunan ve Roma’da alkolün kazandığı bu nitelik (bağ-üzüm şarap kutsal sayılırdı, içki ve şarap tanrıları vardı). Hıristiyan dininde de sürdürülmüştür. Şarap “İsa’nın Kanı” olarak kutsal sayılmış, dinsel törenler de özel bir yer almıştır. Musevilikte sarhoş olmayacak düzeyde içki içilmesi dinsel bir törendir. Hıristiyanlık sarhoşluğu yasaklarken alkol alımını serbest bırakmıştır. İslamiyette ise önce alkol içilmesine karışılmamış, sonradan yasaklanmıştır. Kur’ân-ı Kerimde Alkolü yasaklayan, “Bakâra, Mâide, Nisâ” sürelerinde, ayetler vardır. Ve bir ayet, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş taşlar ve fal için kullanılan oklar, şeytanın murdar işlerindendir. O halde onlardan kaçının ki, felah bulasınız. Şüphesiz ki şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sisi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçmez misiniz?” (Maide, 5/90,91).
Yine Hz. Muhammed (S.A.V.) birçok hadisi şerifinde bizzat alkollü içkilerin içilmesini yasakladığı görülür.
“Sarhoşluk veren herşey haramdır.”
“İçki bütün kötülüklerin anasıdır.”
C. Alkol Kullanımını Etkileyen Etmenler
Alkol kullanımını etkileyen etmenler konusunda değişik yaklaşımlar bulunmaktadır.
1. Psikodinamik Yaklaşım
Bu yaklaşıma göre alkolizm bilinçsiz – duygusal bir problemin göstergesidir. Freud çocukluktan kalan güçlü oral dönem saplantısının alkolizme neden olduğu ve alkolün oral doyum sağladığı inancındadır. Genellikle insanlar konuşmalarında bir rahatlama elde etmek ve başkalarının dinlemesini sağlayabilmek için alkol kullanabilirler. Alkol kullanan insanlar diğer insanlara göre daha çok oral isteklere sahiptirler. Bu buluş açısına göre insanlar kendilerinin kontrol edemedikleri yönlerinin olduğunun farkına vardıklarında alkolün bir yenilik ve güç getireceğini düşünerek daha çok içmeye başlayabilirler.
2. Davranışçı Yaklaşım
Davranışçı psikoloji ekolüne göre alkol tutkusu koşullanma sonucu oluşur. “Anksiyete, Alkol, Anksiyetinin giderilmesi” örüntüsü tekrarlı uygulamalar sonucu öğrenilir. Alkol yoluyla uyuşturma, anksiyeteye karşı kullanılan diğer uyum mekanizmalarına oranla daha kolay lerleşir. Öğrenme ilkeleri açısından, içilen her bardak içki anksiyeteyi biraz daha azalttığından alkola yönelen davranışları pekiştirir. Böylece kişi alkole karşı bedensel bir bağımlılık geliştirdikten sonra, alkol alınmaması durumunda ortaya çıkan bedensel belirtileri hafifletmek amacıyla daha fazla miktarda alkol almak zorunda kalır. Sonunda alkole yönelik bir ihtiyaç ve bu ihtiyacın giderilmesi biçiminde bir “döngü” yerleşmiş olur.
3. İnsancı – Varoluşçu Yaklaşım
Bu yaklaşım dışlanmış, hiçbir yere getirilememiş, kendi kimliklerini bulamamış kişilerin alkole yöneldiklerini belirtmektedir. Alkolikler kendilerini gerçekten tanımlamak yerine seçtikleri yolun riskini göze alarak hem kendileri hem de toplum tarafından doğru bulunmasa bile, en azından anlayışla karşılanacağı duygusuyla varolmanın yarattığı sorunları kendi doğruları ile çözmek istemektedirler. Bu yaklaşıma göre önem taşıyan bir diğer konuda alkoliklerin alkol aldıkları zaman oynadıkları rolün, kendi beğenmedikleri gerçek benliği dışında farklı bir rol olduğu sayıltısıdır.
4. Biyolojik Yaklaşım
Alkolizmde kalıtımın etkisinin önemli olduğu vurgulanmıştır. Evlat edinilmiş çocuklar üzerinde yapılan bir çalışmada, ana-babaları alkolik olan çocukların alkol kullanma oranları, alkolizmin etiyolojisini aydınlatmak için yapılan son çalışmalarda, genetik ve çevresel faktörlerin önemi vurgulanmaktadır. Daha çok erkeklerde görülen ağır alkolizmin genetik geçişle ilişkili olduğu sanılmaktadır. Daha hafif olan alkolizm her iki cinste de görülmekte ve itiyolojide genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığı kabul edilmektedir.
5. Sosyo-Kültürel Yaklaşım
Toplumsal yapı, gelenek, görenek ve töreler, dinsel inançlar ve öğretiler toplumsal değişim ve zorluklar (güç, ekonomik güçlük, doğal yıkım vs.) alkol tüketimini ve alkolizme etkilemektedir. İnsan yaşamındaki önemli dönemler (ergenlik, nişan, evlenme, okul bitirme vb.) ve kişinin yeni katıldığı toplumsal çevrenin genel tutumu alkol almaya özendirilebilir ve alkolizme sebep olabilir. Kültürel etkilerin alkolizmi etkileyen bir başka yönü de din etkisidir. Kırsal kesimde veya küçük kasabalarda yaşayanlar, şehirlerde yaşayanlara göre daha az alkol tüketmektedirler. Köyden kente yapılan göçler uyum sorunlarını ve kültürel karmaşıklığı artırdığı için alkol kullanımında da artış görülmektedir. Kişinin içine girdiği grubun tutumu, grup özdeşimi de alkol kullanmada etkili olmaktadır. Araştırmacılar alkolizme bireysel bir sorun olmaktan çok, grup dinamiklerinin etkili olduğu bir “sosyal davranış bozukluğu” olarak bakmaktadırlar.
D. ALKOLİZMİN NEDENLERİ
Alkolizmin nedenleri kesin olarak bilinmemektedir. Alkolizmde tek neden aramak ve çok etkenli bir bozukluk olduğunu kabul etmek gerekir. Yapılan araştırmalara dayanarak henüz kanıtlanmamış olsa bile ileri sürülen nedenler iki başlık halinde özetlenebilir.
1. Biyolojik Nedenler
Alkolizmi bedensel nedenlere bağlayanların başında bu kavramı ilk tanımlayan Magnus Huss yer alır. Onun görüşüne göre, alkoliklerin sinir siteminde doğuştan yapı bozukluğu vardır. Bu görüş daha sonra bazı ünlü ruh hekimleri tarafından da benimsenip geliştirilmiş ve alkolizmin soya çekimle gelen, kalıtımla ilgili bir hastalık olduğu ileri sürülmüştür. Araştırıcılara göre, soyaçekimle gelen sinir sistemi bozukluğu nedeniyle dengesiz kişilik yapısı gösterenler alkolik olmakta, alkoliklerde kişilik bozulmakta, böylece alkolün oluşturduğu kısır bir döngü ortaya çıkmaktadır.
Alkolizm ve kalıtım arasındaki ilişki üzerinde çalışan Jellinek değişik ülkelerde yapılmış onbeş araştırmanın sonuçlarını inceleyerek alkoliklerin %55’inde kalıtımın önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Ancak burada söz konusu olan geçişin gençlerle bağlantısı kesin olarak açıklığa kavuşmamıştır.
İçinde alkolik kişilerin bulunduğu bir çevrede yetişen çocuk ve gençlerin soyaçekimle olmasa bile, “soya benzemeyle” alkolik olabilecekleri görüşü bugün içinde güncelliğini korumaktadır.
Alkolizme iç salgı bezleri arasında bağlantı kurmaya çalışan araştırıcılar da vardır. Kimi araştırıcı hipofizin, kimisi tiroidin, kimisi böbreküstü bezlerinin “işlev bozukluğu sonucu” alkole eğilimin arttığını, alınan alkolün iç salgı bezlerinin işleyişini düzenlediğini, bu nedenle alışkanlığı ve alkolizmi doğurduğunu ileri sürmüşlerdir. Ne var ki, daha sonra yapılan araştırmaların hiçbiri bu görüşleri doğrulamamış olup, alkoliklerde bulunan iç salgı bezlerinin işlevine ilişkin bozuklukların da alkol sonucu ortaya çıktığı görülmüştür.
Alkolizmi zeka geriliğine, beyin örselenmelerine beden sakatlıklarına, geçirilmiş sinir sistemi ve beyin iltihaplarına bağlayan görüşlerin bulunmasına karşın, bunların hiçbiri geçerli olmamıştır. Bu nedenle “alkolizmle kalıtım arasında hala geçerliliğini bir ölçüde sürdüren bağlantı dışında”, bugüne dek başka hiçbir organik görüş geçerli olmamıştır.
2. Psikososyal Nedenler
a) Kişilik Etkeni
Alkoliklerin hastalık öncesi kişilik yapısı üzerinde bir çok araştırma yapılmıştır. Özgül bir kişilik yapısı gösterilememiştir. Ancak ruhbilim öğretilerinin hemen hepsi alkolizmin alkol almadan önce, “bozuk olan kişilik yapılarında” ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir. Alkoliklerin alkole başlamadan önce ve çocuklarında hiperaktif-tutarsız, amaç ve değerlere fazla duyarlı olmayan, sosyapatiye eğilimli olduklarına dair bulgular ağır basmaktadır. Yine kişiliği oluşturan, içgüdü ve dürtü katmanından başlayarak yukarıya doğru bütün katmanlarda ki takıntı-saplantı yada bozuklular alkolizmin ortaya çıkmasını kolaylaştıran birer etken olarak kabul edilmiştir.



b. Toplumsal Etkenler
Din ve töreleri ile alkolü onaylamayan toplum kesimlerinde alkolizmin oranı düşüktür. Sosyo-ekonomik bakımından üst tabakalarda daha sık görüldüğü kesindir. Refah toplumlarında ise alkolizm en önemli sağlık sorunlarından biridir.
Özellikle yaşadığımız yüzyılda alkol tüketimini artırmak için türlü yayın araçlarıyla yapılan reklamlar, içkiyi insanın yaşamında önemli bir yer kazandırmıştır. Birçok toplumda arkadaş ilişkileri içkiyle başlar. Doğum, evlenme, yıldönümü toplantıları içkiyle kutlanır. İş konuşmaları, dernek yararına bağışlar, başarının sevinci... içkiyle renklendirilir.
Kentleşme, sanayileşme, toplumsal çalkantılar göçler alkol tüketimini ve alkolizmi artıran toplumsal nedenlerin başında yer alır. Batı ülkelerinde yapılan araştırmalara göre büyük kentlerde oturanların %70-80’inin alkol kullanmasına karşılık, bu oran küçük kasaba ve köylerde %20-30 dolaylarındadır.
E. ALKOLİZME GÖTÜREN SEBEPLER
1. Destekleyici Olarak İçenler
Bu tipler şiddetli bir aşağılık duygusundan şikayetçilerdir. Bunun kısmen farkında olmakla beraber asıl sebebini bilmezler. “Birkaç kadeh almadan kimse ile konuşamıyorum”, “içkili olmazsam karıma sözümü geçiremiyorum” cümleleri bu temel aşağılık duygusunu belirtmektedir.
2. Rahatlatıcı Olarak İçenler
“Rahat edebilmem için içmeliyim”, “İçmeden kalabalık arasına giremiyorum,” “İçince daha rahat konuşuyorum” diyen tipler hissetikleri şiddetleri baskı sebebiyle içmektedirler.
3. Bastırılan Bir Duygu veya Fikre Karşılık Olarak İçenler
Burada çok defa alkol bir seksüel tatmin vasıtası olarak kullanılır. Hadise tamamen şuurdışı cereyan eder. Bu tipler çoğu kere gizli bir homoseksüalitenin ıstırabını çekerler. Erkekler kendi aralarında içki grupları oluşturur, kadınlar ise kendi aralarında içki alemi yaparlar.

4. Nötralize Edici Olarak İçenler
Bu tipler hissettikleri sıkıntı ve korkuyu karşılamak maksadıyla içerler. Alkol olmadan trene ve uçağa binemeyen, sevdiklerinden biri uzakta olduğu zaman içmeden yapamayanlar bu gruba girerler.
5. Kaçmak İçin İçenler
Suçluluktan, homoseksüaliteden, kadınlardan, mesuliyetten, öfkeden ve ıstıraptan kaçmak için içenler vardır.
6. Düşmanlık ve Şiddetli Saldırganlığı Bastırmak İçin İçenler
“Eve geldiğim zaman yemek hazır değildi, üstelik çocuk da ağlıyordu, her taraf pis ve bakımsızdı. Karımdan nefret ediyorum, onu öldürmek yerine ölesiye içtim.”
7. Ruhen Özlemini Çektiği veya Asıl Ruh Kademesi Olan Seviyeye İnmek İçin İçenler
Bu tipler, adeta aptallaşmak için içer denilebilir. Çocuk gibi ağlar, şımarır, anasının şefkatini arar ve bunu karısının şefkati ile kıyaslar. “Benim annemin pişirdiği yemeklerin lezzeti nerede, senin pişirdiklerinin ki nerde”, “Bir haftadır ateşim var, bir hatır bile sormadın” veya “içtiğim zaman çok defa altımı ıslatırım, altıma kaçırırım.” Bu durum çocukluk dönemine bir gerileme olup, çocuksu bir davranışa bürünmeden ibarettir. Şahıs ancak bu seviyede rahatlayabildiği için alkolü bir vasıta olarak kullanır.
F. C.S. COLEMAN’a Göre Yerleşmek Üzere Olan Alkolizmin ilk Belirtileri Şunlardır
• Her gün alınan alkol miktarının aylar boyunca giderek artması
• Alkol etkisi altında taşkın davranışlar gösterme ve ertesi sabah duyulan suçluluk.
• Alkol amnezisi, bir gece önce alkol etkisi altında neler yapmış olduğunu hatırlayamama.
• Sabahları da alkol alma.

G. E.M. JELLINEK Alkoliklerde 4 Özellik Saptanmıştır
1. Alkol bağımlısı kişilerde, diğer insanlarla gerçek duygusal ilişki kurma güçlüğü, ben merkezcilik, olgunlaşmamış ve içe yönelik düşünce biçimleri gözlenir. Kuşkucu, alıngan ve insanlardan kopuk bir yapıya sahiptirler.
2. Alkol tutkulu kişiler sürekli depresyondadır; temelde yaşanan umutsuzluk, yalnızlık, değersizlik ve keder duygularını yüzeysel bir neşeyle yadsımaya çalışırlar.
3. Alkol bağımlı kişiler çevrelerine de bağımlıdırlar. Ancak gerçek anlamda duygusal bağlar kuramazlar ve ilişkileri bağımlılık eğilimlerinin yarattığı zorunluluktan gelişir. Temelde edilgin bir kişilik yapısına sahip olan bu kişilerden bazıları, “yüz yüze gelindiğinde canlı, etkin ve saldırgan davranışlar göstererek edilgin yönlerini ödünlemeye çalışırlar.
4. Alkol bağımlısı kişiler “cinsel yönden olgunlaşmamış” insanlardır ve özellikle erkeklik rolüyle özdeşimlerinde ciddi bir eksiklik duygusu sözkonusudur. Bir çoğunda karşı cinse ilginin azalmasıyla “eşcinselliğe” kadar giden davranışlar görülebilir.
H. KADINLARDA ALKOLİZMİN TEMEL NEDENLERİ
- Çocuklardan birinin evi terk etmesi
- Çocuklardan birinin ölümü
- Boşanma
- Evlilik sorunları (şiddetli geçimsizlik, ...)
- Menopoz
- Adet ağrıları
- Düşükler
- Çocuk isteği
- Kadın olarak yetersizlik duygusu
Kadınlar genellikle çocukların okulda olduğu 9-15 saatlerinde ve eşlerin eve dönünceye kadar ki zamanda içmektedirler. Kadınlar alkol aldıklarında kendilerini suçlu hissederler ve erkeklerdeki gibi sorunlarını ailelerinden saklarlar.
I. Alkolizmle İlgili Yapılan Araştırmalardan Birkaç Örnek
Uyum güçlüğü olan insanların çoğunun yaşadıkları anksiyeteye karşı neden alkole başvurmadıkları sorusunun yanıtı yıllar boyunca gelecek kişi tarafından araştırılmıştır. Bazı araştırıcılar “alkolik kişilik” türünde bir karakter yapısından, diğerleri genetik bir eğilimden söz etmişlerdir. Alkolizm olgularının aynı aile içinde daha sık görüldüğü bir gerçektir.
T. IRWIN, incelediği bir alkolik grubunun ana-babalarının yarısının alkolik olduğunu saptamıştır (1968). 259 alkolik üzerinde yapılan bir diğer araştırmada bu kişilerin ana-babalarının %40’ının alkolik olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmaların ve benzerlerinin çoğu alkolizmin nedenini, alkolik bir ortamda yetişmiş olmaya (Toplumsal kalıtıma) bağlamışlardır.
R. BALES Alkol bağımlılığında “toplumsal ve kültürel etmenleri araştırmış (1946) ve bir toplumda alkol kullanma oranını belirleyen 3 kültürel etmenden söz etmiştir.
1. Kültürün yarattığı bir zorlanma ve içsel gerilimlerin oranı.
2. Kültürün alkol kullanılmasına karşı geliştirdiği tutum.
3. Kültürün anksiyete ile başedilmek için ne gibi yöntemler önerdiği
SMİTH – ABBEY – SCOTT yaptıkları ortak bir çalışmada alkol kullanmanın başlıca dört nedeninden söz etmişlerdir. Bunlar,
1. Alkol kullanmayı “zorlanmalı durumlarda başa çıkmanın” bir yolu olarak görmek.
2. Bir “grubun üyesi” olmaya duyulan ihtiyaç.
3. Kendini “sosyal güvende hissetmenin” bir aracı olarak görmek.
4. Hoş duygular yaşamak.
Yine bir başka çalışmada, JOHNSON ve PANDINA gençlerin alkolü bir takım “problem ve stres” durumlarıyla başa çıkma yolu olarak gördükleri için kullandıklarını belirtmişlerdir.
Y. TÜMERDEM ve arkadaşlarının 1986 yılında yapmış oldukları araştırma sonuçları şu şekilde çıkmıştır. “Araştırmaya, İstanbul ve Burdur’da öğrenimine devam eden (farklı sosyo-ekonomik düzeyden) 1226 Lise ve 543 üniversite olmak üzere 1767 öğrenci alınmıştır.”
İstanbul’da Lise öğrencilerinin %4.9’u,
Burdur’da ise Lise öğrencilerinin %1.8’i
İstanbul’da üniversite gençliğinin %11.8’i
Burdurda ise üniversite gençliğinin %7.5’i
alkolü sürekli kullanmaktadır.
Bu araştırmadan şu sorunlar ortaya çıkmaktadır. “Sosyo-ekonomik ve kültürel düzey arttıkça alkol kullanım oranı artmaktadır. Yine erkek öğrencilerde alkollü içki kullanımı, kız öğrencilere göre oldukça yüksektir.”
K. Birazda İstatistiki Veriler
Bağımlılık yapan maddelerden biri olan alkolün istatistiki bir dökümünü sunduğumuzda işin vehameti daha iyi anlaşılacaktır.
* Irza tecavüzlerin %80’ni
Trafik kazası yapanların %61’ni
Yangına sebebiyet verenlerin %16’sını alkol alan kişiler oluşturmaktadır. Alkol alan kişilerin almayanlara göre, 16 kat fazla düştükleri ve 30 kat fazla zehirlendikleri acı bir gerçektir.
* Dünya sağlık örgütünün 30 ülkeyi kapsayan (ülkemizin de içinde olduğu) araştırma raporunda “ortalama vukuat yüzdeleri” şöyledir;
Cinayetleri %85’i
Irza Tecavüzlerin %50’si
Şiddet Olaylarının %50’si
Trafik kazalarının %60’ı
Eşlerini dövenlerin %70’i
İşe gitmeyenlerin %60’ı bu suçlarını alkollü iken işlemekte....
Akıl hastanelerinde yatanların $40 ile 50’sinde Genel tutuklamaların %50’sinde alkol temel sebebi oluşturmakta....
İntihar olaylarında da alkolün etkisi içmeyenlere oranla 58 kat daha fazladır.
* Dünyada alkol tüketim artışı, ekonomik ve sosyal yönden istilaya hedef gösterilen Güney Amerika da %200, Afrika’da %400, Asya’da %500 iken, Batı ülkelerinde ise bu artış ortalama %50-113’dür.
* Ülkemizde alkollü içki tüketimi 1994 yılında 900 milyon litre iken, 1995 yılında 1 milyar 200 litreye, 1996 yılında ise 1.5 milyar litre olarak tespit edilmiştir. Türkiye nüfusunun 65 milyon olduğu biliniyor, en son “D.İ.E. verilerine göre 4 milyon 500 bin alkolik olmak üzere 17 milyon alkol kullanan insan mevcuttur.” Dünya alkol tüketimi sıralamasında 3.sıradayız.
* Ülkemizde kişi başına düşen alkollü içki miktarı 15 litredir. (1970 yılında 1 litre, 1992 yılında 10 litre) Türkiye de alkol tüketiminin en fazla olduğu yaş grubunu genç kuşak oluşturmaktadır. Ondan sonra çocuk kuşak gelmektedir. Daha sonra ise orta ve yaşlı kuşak (50 + ötesi) gelmektedir.
* 95 Kasım ayında 839 öğrenci üzerinde yapılan bir araştırmada Lise çağındaki gençlerin;
%47.7’si sigara
%35.5’i alkol kullanmakta
Üniversite öğrencilerinde ise,
Sigaracıların %66’sı erkekler
%57.5’si kızlar
Alkol kullananların %60.5’i erkekler
%57.7’sini kızlar oluşturmaktadır.
Alkol kullanan kadın ve erkekler, doğacak yeni nesillere büyük zararlar vermektedirler. Bu konuda aşağıda vereceğimiz “hamile iken içkiye devam eden kadınlarda” sakatlık türü ve yüzdesi yeterli bir fikir verebilir.
İçkiye devam eden annelerin çocuklarında,
Psikolojik sorunlar %89
Konuşma bozukluğu %80
Doku bozukluğu %80
Saldırgan tavırlar %72
Hormonal ve Cinsel bozukluk %46
Normalden küçük doğum %98
Duyma bozukluğu %41
Göz bozukluğu %25
Ortopedik arıza %33
Dudak ve parmaklarda bozukluk %91
Cilt ve tırnak arızaları %30
Kalp zafiyeti % 29 ...........
İçkiye devam eden hamile annelerden doğaca 100 çocukta meydana gelebilecek yukarıdaki arızaların toplamı 930’dur. 100 çocukta 930 arıza. “1 çocukta 9.3 arıza demektir.” Bu durumda içkiye devam eden hamile annelerin sağlam çocuk doğurma ihtimali sıfırdır. Alkol kullanan babaların hesabı bu tablomuzun dışındadır.
AMATEM’e göre “Her yıl 1 milyon çocuğun içkiye başladığı ifade edilmektedir.”
* Yapılan araştırmalar sonucunda yaşlılık sebebiyle ölü sperma sayısı %15 iken, içki kullananlarda ölü sperma sayısı %55’tir. Normal evlilerde, %9’u çocuksuz iken, içki içenlerde bu oran %14’tür. Alkol, ana rahmindeki cenini imha eder. Ana rahmindeki çocuk bir zar içindedir. Bu zarı sadece 3 şey delip geçer. Alkol, frengi mikrobu ve kurşun zehri. Alkol ana rahminde imha edemediğini, düşüğe sebep olarak zayi eder. Alkol alan kadınların %50 düşük yaptığı belirtilmiştir.
Fransa’da her sene doğan 450 bin geri zekalı ve sakat çocuğun 300 binin sebebi, Alkolik ana-baba olarak açıklanmıştır.
Dünyada en çok alkollü içki içen ülke Fransa’dır. Fransada, her sene alkolün doğrudan veya dolaylı etkisiyle 60 bin kişi ölmektedir.
L. Ve, Ülkemizden “Alkol Bağımlılığı ile İlgili bir Araştırma” daha
1859 yılında AMATEM’de, alkol bağımlılığı tanısı almış, yükseköğrenim grubunu teşkil eden 93 erkek hata araştırmaya alınmıştır.
Araştırma konusu, “Alkol bağımlılığı ve Yükseköğretimde Psikososyal Faktörler.” Araştırma grubu ise, “Doç. Dr. M. Beyazyürek yönetiminde Dr. L. Alptekin, Dr. N. Eradamlar, Dr. Ö. Özer ve Dr. O. Karamustafaoğlu’dan” oluşmuştur. Araştırma verileri ve sonuçları “özet” olarak şu şekilde olmuştur.
Yaş gruplarına göre dağılımı
20-30 16
30-40 33
40-50 30
50-60 10
60-üstü 4
Toplam 93
Tahsil Durumlarına Göre
Y. Ö. Mezunu 81
Y. Ö. Terk 10 (5’i alkol nedeniyle)
Y. Ö. Öğrenci 2

İçkiye ilk başlama yaşı
18 altı 46
18-30 41
30 üstü 6

İlk içilen içki çeşidi
Bira 38
Rakı 19
Şarap 25
Diğer 10



İlk defa neden ve nasıl içmiştiniz
Özenti 41
Merak 13
Kutlama 15
Çevreye uyum 14
Israr, teşvik ve diğer 10

İlk içkiyi kiminle içtiniz
Arkadaşlarla 79
Ailesi ile 17
Yalnız 7

Kendisini nasıl tanımladığı
Önemli kişi 15
Normal – başarılı 68
Normal – başarısız 8
Bir işe yaramaz 2

M. Alkol Kullanımının Neden Olduğu Sorunlar
Alkolizm, insan sağlığını, aile huzurunu, cemiyetin temel değerlerini ahlakı ve ülke ekonomisini, hatta savunma gücünü tahrip eden ve sayısız kötülüklere sebep olan bir alışkanlıktır.
Alkol, vücudun ihtiyacı olan bir besin maddesi değildir. Vücudun iç organları alkole (zehir) yabancı muamelesi yaparak, bu maddeyi vücuttan bir an önce atmak için aşırı derecede faaliyet gösterirler. Normalin üstünde yapılan bu çalışma ise, bu organların aşırı derecede yorulmasına ve yıpranmasına neden olur. Alkolün doğrudan ve dolaylı tesiri ile vücudun çeşitli organlarında rahatsızlık meydana gelir.
1. Alkolün Merkezi Sinir Sistemi Üzerine Etkisi
Alkolün vücutta en hızlı etkisini gösterdiği yer beyin, yani merkezi sinir sistemidir. Alkol başlangıçta beyin faaliyetini hızlandırmasına rağmen bu hızlanma giderek azalmakta ve beyin faaliyetleri yavaşlamaktadır. Alkol önce beyni etkileyerek algılama, heyecan, zeka, uyum, muhakeme ve davranışları da etkilemektedir. Algılama ve hareket işlevlerinin koordinasyonunu sağlayan omurilikte alkolden etkilendiği için, beceri, refleks ve hareket gücü bozulmaktadır. Aşırı alkol ise beynin altında bulunan “bulbusu” etkileyerek solunumun durmasına neden olabilir.
Alkolün beyin ve sinirler üzerine yapmış olduğu etkilerin sonucunda birçok sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunların en önemlileri şunlardır.
• Alkolik Polinevrit (sinirlerin iltihabı); Sinirlerde iltihap ve felçler meydana getirir.
• Alkolik Halüsinoz; Ortada hiçbir madde yokken onun varlığına hükmetmek yani bir nevi hayaller görmek.
• Alkol Paranoyası; Aşırı kıskançlık ve aldatılma korkusu biçiminde ortaya çıkan düşünce bozukluklarıdır.
• Delirium Tremens; Alkol kesildiğinde diğer yoksunluk belirtileri ile birlikte ortaya çıkar. Ateş, ter, kalp atışında hızlanma, kan basıncında düşme, titreme ve bilinç bulanıklığı...vb.
• Vernike Hastalığı; Özellikle beyin hasarlarından sonra görülen, gözlerde kasların çalışmaması ile hastalık kendini belli eder.
• Karsakof Psikozu; Beyinde ve sinirlerde hasar sonucu, hafıza kusurları ve sinir iltihaplarıyla kendisini belli eder.
Yine, “görme siniri bozukluğu ve çift görme, sara nöbetlerinde artma ve delirme” gibi hastalıklarda kendini göstermektedir.
2. Alkolün Sindirim Sistemi Üzerine Etkisi
Alkol karaciğerin glikoz deposunu azaltmakta ve oksijenlenmesini bozmaktadır. Karaciğer hücresi ise oksijensizliğe karşı hassastır. Alkolün karaciğer üzerine zehirli etkisi, karaciğer yağlanması, iltihaplanması ve sonuçta “siroz” meydana gelmesi şeklinde olmaktadır. Sirozda normal faaliyet görecek karaciğer hücrelerinin yerini bağ dokusu, bağ dokusu hücreleri almıştır. Karaciğer sertleşmiş ve normal faaliyetlerini yapamayacak hale gelmiştir. Alkoliklerde siroz görülme oranı normal şahıslardan 8 kat daha fazladır.
Alkolü devamlı kullananlarda sindirim sistemi ile ilgili olarak ağızda kanser, yemek borusu iltihabı, yemek borusu kanseri, mide iltihabı, hazımsızlık, beslenme bozuklukları, alkole bağlı sarılık ve karaciğer kanseri gibi hastalıklara rastlanmaktadır.
3. Alkolün Solunum Sistemi Üzerine Etkisi
Alkol solunum yollarını tahriş eder, fazla alınırsa solunumu felç ederek öldürür. Yapılan araştırmalar sonucu, alkoliklerde ağız, yutak ve gırtlakta alkol kullanmayanlara göre daha fazla kanser oldukları ortaya konmuştur. Bununla beraber müzmin solunum yolları ve akciğer hastalıkları ile akciğer veremi, normal fertlere göre, alkol kullananlarda yüksek oranda görülmektedir.
4. Alkolün Dolaşım Sistemi Üzerine Etkisi
Alkolün dolaşım sisteminde en fazla etkilediği organ kalptir. Bütün iç ve dış organlar faaliyetlerini kan sayesinde yaparlar. Kan dolaşımını kalp idare eder. Devamlı alkol alanlarda kalp atışı daima hızlıdır. Bu hızlılık ise kısa zamanda kalbin etrafında yağ bezleri meydana getirir. Her uzvun kendine mahsus hacim ve satıhları anormalleşir, şahsın normal teneffüsünü zorlaştırır. Zira kalp etrafında yer alan yağ bezleri sadece teneffüsü ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda damarların genişlemesine, sertleşmesine ve tansiyonun yükselmesine sebep olur. Normal çalışmasını kaybeden kalp, kısa zamanda durabilir.
5. Alkolün Diğer Vücut Sistemlerine Etkisi
Yüz ve Ciltteki Etkisi
Alkol olan bireylerin yüz ve ciltleri daima kırmızıdır. Yüz ve derideki kılcal damarlar genişler. Yüzler ve burun şişer, bu bölgelerde nokta nokta kızarmalar görülür.


Süt ifraz eden guddeler üzerindeki etkisi
Alkol süt ifraz eden guddeleri zayıf düşürür. Alkolik babaların kızları doğum yapınca sütleri ya tamamen kesik ya da çocuğu besleyemeyecek kadar az olur. Alkol alan anaların sütüne karışan alkol emzikteki çocuğa zararlı tesirler yapar. Ve süt guddelerini çalışamaz hale getirir. Alkol ana sütüne 20-40 dakika sonra karışır.
Cinsi iktidar üzerindeki etkisi
Alkol seks organlarının hormonal fonksiyonlarını etkileyerek, sperm oluşumunu azaltır. Alkol beyin kontrolünü azalttığı için, cinsel arzuları artırmasına rağmen, seksüel performansı azaltır. Hamilelik süresince alkol içilmesi sebebiyle doğuştan bozukluğu olan yani fatal alkol sendromlu bebeklerin doğabileceği tespit edilmiştir.
Özetlersek, alkole bağlı olarak karaciğer iltihabı ve yağlanması, siroz, mide ve barsak bozuklukları, pankreas iltihabı, dolaşım, solunum sistemi bozuklukları, Akıl ve Ruh hastalıkları görülür.
Alkol bağımlılarında görülen Ruhsal bozuklukları şu şekilde sıralayabiliriz.
Patolojik Sarhoşluk; Çok az miktarda alkol alındıktan sonra aşırı taşkınlık, saldırganlık ve bilinç bulanıklığı. Uyandıktan sonra hiçbirşey hatırlamaz.
Nesnike Halusinozu; İşitme sanrıları ve bunların sonucunda çeşitli davranış bozuklukları.
Beyincikte Bozulma; Dengesizlik, durma ve yürüme güçlüğü vb. nöbet nöbet gelen içki içme isteği (Dipsomania).
Ve Deliryum Tremens,
Renk Görme Bozukluğu
Alkol Paranoyası
Korkosaf Psikozu (Bellek bozuklukları ve bilinç bulanıklığı söz konusudur. Sonuç bunamadır.)
Alkol sarası (Kasılma ve koma halidir.)
İntihara ya da başkalarını öldürmeye yol açabilen alkolizmin ilk uyarıcı işaretleri şunlardır.
Artan tüketim
Aşırı davranışlar
Hatırlama güçlüğü
Sabahları içme davranışı
Ö. Tedavi
Alkol bağımlılarının tedavisinde temel gaye, alkol içilmesinin kesilmesi, alkol almaya yol açan ruhsal nedenlerin ve toplumsal sorunların çözülmesi ve bağımlı olan bireylerin alkol nedeniyle yitirdiği toplumsal rol ve konumuna yeniden dönmesi, eski başarı ve becerilerini kazanmasıdır.
Tedavi Şekilleri
a. Antabus Tedavisi: Antabus veya benzeri ilaçlardan biri hastaya verilince hastada kriz meydana gelir. Baş dönmesi, göz kararması, tansiyon düşmesi, vücutta kızarıklık, terleme, ateş basması, uyuşukluk, kalp atımında hızlanma gibi belirtiler oluşur. Hasta paniğe kapılır, ölüm korkusu hisseder. Bu şekilde birçok tatbikat yapılır. Tedavi, hastanın alkol arzusu kayoboluncaya kadar sürer.
b. Nefret Terapisi: Emetine ve apomorphine gibi maddeler şartlandırma esasına kullanılır. Enjeksiyon sonucu meydana çıkacak olan bulantıdan önce hastaya alkol verilmekte böylece içkinin kokusu, görüntüsü ve tadının, kusma ile ilişkilendirilmesi sağlanmaktadır. Bu işlem tekrarlandıkça, klasik koşullanma sayesinde amaca ulaşılmakta, hastanın içkiden nefret etmesi ve tiksinmesi sağlanmaktadır.
c. Psikoterapi: Alkolik, alkolün yol açtığı zararlara karşı uyarılır. Bunlardan kurtulmasının alkol kullanmamaya bağlı olduğu hatırlatılır. Şahsiyet yapısının güçlendirilmesine yardım edilir.
d. Sosyoterapi: Alkol konusunda eksiksiz bir tedavi programı genellikle, alkoliğin yaşamını ve çevresini değiştirmeye yönelik çalışmaları da içerir. Bu da yapılacak sosyoterapilerle ve diğerbazı etkinliklerle mümkündür.
e. Hipnoterapi: Bu metodun esası ya alkoliğe içkiden zevk almadığını ya da içince hasta olacağını telkin etmektir. Hasta bu gibi telkinlere uzun süre dayanamamaktadır.

P. Ek Bölümler
EK-1
Dünya sağlık örgütüne (WHO) göre Alkol bağımlılarında görülen “Ortak kişilik özellikleri”
Bencillik,
Gerilimlere karşı duyarlılık,
Bir kişiye ya da nesneye aşırı bağlılık,
Kendini büyük ya da küçük görme.

EK-2
YEŞİLAY
Tarihçe:
I. Cihan harbi sonunda, büyük çoğunluğu yurdun işgal edilmiş olmasına rağmen, milletimizde istiklal ve mücadele azminin sönmediğini gören düşman top ve tüfekle yenemediği Türk varlığını, içten çökertmek için, “alkol ve uyuşturucu maddelere” başvurmuştur.
Limanlarımıza uğrayan düşman gemileri, beraberinde getirdiği yığın içkileri ve uyuşturucuları el altından halkımıza ve bilhassa gençlerimize ulaştırıyordu. Kısa bir zamanda içki ve uyuşturucu madde alışkanlığı bir salgın halini almaya başlamıştı.
İşte bu faciayı görüp, işin vahametini kavrayan vanatsever aydınlar, (Mazhar Osman gibi, Mazhar Osman ülkemizde modern psikiyatrinin kurucusudur) halkı ve gençliği uyarmak ve bu yolda mücadele vermek için “Türkiye Yeşilay Cemiyeti”ni kurdular. Tarih 5 Mart 1920 idi. Böyle milli ve hayati bir ihtiyaçtan doğan “Türkiye Yeşilay Cemiyeti” bugün de yurt sathına yayılan şube ve temsilcilikleri ile, Genel Merkeze bağlı gençlik teşkilat (okul yeşilay kolları dahil) ile aynı kutsal görevi yürütme çabası içindedir.
5 Mart 1920’de “Hilal-ı Ahdar” adı ile kurulan cemiyet, bir süre sonra “Yeşil Hilal” daha sonra da “Yeşilay” adını almıştır.
1934’de YEŞİLAY bakanlar kurulu kararı ile, kamu yararına uygun dernekler arasına katılmıştır.
1946’da Milli Eğitim Bakanlığı’nca okullara bir genelge gönderilerek toplumsal çalışmalar arasında, Yeşilay kollarının bulunması zorunlu kılınmıştır.
Yeşilay’ın kuruluşunu simgeleyen (5 Mart 1920) her yılın Mart ayının ilk haftası (1-8 Mart), 1953 yılından beri “Yeşilay Haftası” olarak değerlendirilmekte ve bu hafta içinde Yeşilay çalışmaları daha da yoğunlaştırılarak “Yeşilay ülküsünün” önemi, keza, alkolizm ve uyuşturucuların kahredici zararları halkımıza ve bilhassa gençlerimize, türlü araç ve yöntemlerle anlatılmaya çalışılmaktadır.
YEŞİLAYIN ÇALIŞMALARI
Konferanslar, Radyo-Televizyon konuşmaları, geziler, sergiler ve seminerler tertipler. Kitap ve makaleler neşreder.
Alkol ve uyuşturucu düşkünlerinin tedavisinde yol gösterir, yardımcı olur.
Okul ve kurumlarda yapılacak çalışmalar için döküman (video kasetleri, afiş, pankart, broşür vs.) ihtiyaç karşılamaya çalışır.
Kültür ve sanat etkinlikleri yapar. Kendi konularında bölgesel çalışmalar yapmak için şubeler açar.
Yeşilay Dergisi
Yeşilay’ın 1924’ten beri düzenli ve yararlı bir muhteva ile yayınladığı “aylık Yeşilay Dergisi”nde sağlık ve kültür konuları yer alır.
Dergide yetişkinlerimize ve gençlerimize hitap eden, onlara yararlı ve üstün vasıflı insan olmanın yol ve yöntemlerini milli ve manevi örneklerle sunan yazılar, makale, biyografi, hikaye ve şiirler yayınlanmaktadır.
Yeşilayın Gayesi
Ülkemizde ahlaki ve kültürel bir kalkınma atmosferi içinde, içki ve uyuşturucu madde tüketimini, Devlet organları ile de iş ve gönül birliği yaparak asgariye indirmektir.

EK –3
Ve konumuzla ilgili üç şiir!
Zararlı alışkanlıklardan olan alkol zaman zaman edebiyata da girmiştir. Buna ilk örneğimiz C. Sıtkı Tarancı’dan olacak!
“Haydi Abbas! Vakit tamam
Akşam diyordun işte oldu akşam
Kur bakayım çilingir sofrasını
Dinsin artık bu kalp ağrısı
Şu ağacın gölgesinde olsun
Tam kenarında havuzun
Aya haber Sal çıksın bu gece
Görünsün şöyle gönlümce”
Bir süre sonra Tarancı, “Paydos” şiirinde bakın ne diyor.
“Paydos bundan sonra çılgınlıklara
Sert konuşmaya başladı aynalar
Yetişir koştuğum aşkın peşi sıra
Bitirdi beni bu içki, bu kumar.”
Orhan Veli Kanık içkiye olan muhabbetini şöyle dile getiriyor.
“Tekel rakısı bu be!
Tam kırkbeş derece
İki tek attın mı
Doksan oldun demektir.
Yani dik açı
Biz akşamları dostlarım
Böyle dönüyoruz işte köşeyi.”
Ve son olarak ta Oktay Rıfat’tan bir şiir!
“Burası dalyan kahvesi
Ortalık süt mavisi
Apostol bu ne biçim meyhane
Tabağımızda bulut
Kadehimde gökyüzü.”

EK –4
“Tarihin hiçbir döneminde, tabii ve patolojik afetler de dahil, hiçbir felaket insanlığı, günümüzdeki alkol ve uyuşturucu salgını kadar tehdit eden bir sorun haline gelmiştir.” (Yeşilay)
“Alkolizmin başı biradır. Bira tüketiminin artması alkolizmi yaygınlaştırır. Alkolik gençler yarının ölüleridir.” (Prof. Dr. Coşkun Sarmaş)
“Alkol, sefaletin kaynağı, hapishane ve tımarhanelerin sermayesidir.”
(G. Ballet )
“Alkol, sosyal felaketlerin sebebidir.” (Prof. Dr. N. Uluutku)
“Neler çektim içkiden bilseniz. Sokaklarda mı yatmadım, komalara mı girmedim. Ama artık kararlıyım, içki içmeyeceğim. Benim paraya düşkünlüğüm fazladır. Buna rağmen deseler ki al şu bir milyonu, bu bir yudumu iç. Vallahi içmem.” (1972, Münir Özkul)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Sponsored Links
Eski 05-01-2006, 05:18   #2
Epidermoid_Karsinom
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan

ALKOLÜN GERÇEKLERİ

Alkolün Vücuda Etkileri
Alkol alındıktan sonra hızla ince bağırsaktan kana karışır. Kana karışan alkol miktarına göre, beyinin çalışmasını yavaşlatır. İçki içen kişinin kanına karışan alkol miktarı,
Belirli bir zamanda ne kadar içtiğine,
Vücut ölçülerine, cinsiyetine, vücut yapısına ve metabolizmasına,
Midedeki yiyecek çeşidine ve miktarına göre değişir.
Alkol kana karıştıktan sonra, hiçbir yiyecek ya da içecek onun etkisini azaltmaz. Bazen meyve şekeri, alkolün kandan dışarı atılımını hızlandırabilir ve böylece etkisi daha kısa sürer.
Normal bir yetişkinin metabolizması saatte 8.5 gr. alkolü (bir biranın 3/2’si) sindirip vücuttan atabilir. Ancak, bu rakam kişinin, fizik yapısına, cinsiyetine, böbreklerinin durumuna ve genetik özelliklerine göre önemli değişiklik gösterir.
Etkileri
Alkolün ya da herhangi bir Uyuşturucunun Etkisi Aşağıdaki Faktörlere Bağlıdır:
Bir seferde alınan miktar
İçkinin içilme şekli
İçkinin hangi şartlar altında içildiği (yer, kişinin psikolojik durumu, duygusal durumu, yanında başkalarının olup olmaması, herhangi başka bir madde alınıp alınılmadığı (uyuşturucu vb.)
Alkolün etkilerindeki en önemli faktör kana karışan miktardır. Aşağıdaki tabloda alkolün kana karışma miktarları ve etkileri gösterilmiştir. Sol tarafta 1 desilitre kana karışan alkol miktarı mililitre cinsinden verilmiştir.

Kana karışan alkol (ml/dl)

Yaptığı Etki
50 ml.
(Çakır Keyif)
Sıcaklık hissi, yüz kızarması, algı yavaşlaması, rahatlama
100 ml.
(Açık Sarhoşluk)
Algılama yavaşlaması, kendini dizginleyememe, dikkatini verememe, kontrolsüzlük. Reflekslerin yavaşlaması, kaslara hakim olamama.
150 ml.
(Sarhoşluk)
Sersemleme hissi, kaslara, hareketlere hakim olamama, konuşmanın bozulması, çift görme, hafıza ve anlayış kaybı.
250 ml.
(Aşırı Sarhoşluk)
Ayakta duramama, kusma, sızma.
350 ml.
(Koma)
Bilinç kaybı, idrar kaçırma, düşük ateş, düşük tansiyon, solunum yavaşlaması, terleme
500 ml.
Ölüm ihtimali
Kısa bir süre içinde aşırı alkol almak genellikle “akşamdan kalma” haliyle sonuçlanır. Bu durum 8-12 saat sürebilir. Akşamdan kalma olmanın sebebi, alkol zehirlenmesidir. Aşırı alkol alınması karşısında vücut zayıf düşer. Akşamdan kalma kişiler için halk arasında önerilen pek çok şey vardır. Ama bunların hiç biri bu durumu geçirmekte etkili değildir. Vücut zehirlenmiştir ve bunu düzeltmesi vakit alacaktır.
Alkol ve diğer uyuşturucu maddelerin birlikte alınması çok daha korkunç sonuçlar doğurabilir. Kaza ölümlerin çoğu alkol ve uyuşturucuların birlikte alınmasıyla ortaya çıkmaktadır. Alkol uyuşturucuların etkisini çoğaltır. Tedavi için alınan ilaçlarla birlikte alkol kullanmak da çok tehlikeli olabilir.
Alkolün uzun süreli etkileri, aylarca veya yıllarca sürekli ve aşırı miktarda alkol tüketimiyle ortaya çıkar. Kronik alkolizmin, fiziksel ve psikolojik olumsuz etkileri çok fazladır, bunların çoğu da öldürücüdür.
Sürekli içki içen kişilerde çoğunlukla, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları veya mide iltihabı, kanaması gibi rahatsızlıklar görülür.
Diğer ölümcül olmayan rahatsızlıklar ise, iştah kaybı, vitamin yetersizliği, enfeksiyon, iktidarsızlık ve sindirim bozukluğudur. Alkol tüketimi ne kadar artarsa ölümcül hastalık riski de o kadar artar.
Alkoliklerde genç ölüm oranı hiç de azımsanmayacak kadar yüksektir. Alkoliklerin ölüm sebepleri genellikle, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları, zatürree, kanser, alkol zehirlenmesi, kaza, cinayet ve intihardır. Unutmayın asla, güvenli içki miktarı yoktur.
Dayanıklılık ve Bağımlılık
Sürekli içki içen kişiler bir süre sonra, alkolün kötü etkilerine karşı daha dayanaklı bir hale gelirler. Bu etkiler başlamadan önce daha fazla alkol alabilmeye başlarlar. Gittikçe artan miktarlarda alkol tüketimi bazı alkoliklerde görünürde sarhoşluk yapmaz. Bu kişiler, hayatlarına, çalışmaya devam ederler, fiziksel durumlarında, çok ciddi hasarlar oluşmadıkça, dışarıdan fark edilen bir değişiklik olmaz. Çoğunlukla bu kişiler bir başka sebepten hastaneye kaldırılırlar ve orada alkolün vücutlarında yaptığı tahribat ortaya çıkar.
Alkole psikolojik bağımlılık, içkinin sürekli içilmesiyle oluşur. Ayrıca, bazı şartlarda mutlaka içen insanlarda da oluşabilir. Bunlar bazı sosyal etkinlikler olabilir. Bu şekildeki bağımlılık daha çok alkolün psikolojik etkileriyle ilintilidir. Psikolojik olarak alkole bağımlı kişiler içki içmedikleri zaman, endişeli ve panik içinde olurlar.
Fiziksel bağımlılık aşırı içenlerde oluşur. Vücutları, alkolün varlığına alıştığı için, içmeyi durdurdukları anda fiziksel rahatsızlık duymaya başlarlar. Bu rahatsızlıklar, gerginlik, uyku hali, terleme, titreme, çarpıntı, iştahsızlık, aşırı durumlarda halüsinasyon olabilir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:26   #3
rüzgar2
Kaptan
 
rüzgar2 kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 17.12.05
Mesaj Sayısı: 976
Varsayılan

En Sevdiğim çakirkeyifliktir.sarhoş Oldum Ama Aşiri Sarhoşluğu Fazla Tatmadim.bir Kaç Kez Oldu Oda Hiç Hoş Bir Durum Değil...
rüzgar2 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:29   #4
Epidermoid_Karsinom
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan

aslinda bagimlilik kisiye gore uzun veya kısa zamanda gerceklesir. tavsiyem alkolden su veya bu sebeple az etkilendigini soylemek yerine gerekmedikce (tibbi sebepler disinda) yanina yaklasmamaktir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:33   #5
rüzgar2
Kaptan
 
rüzgar2 kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 17.12.05
Mesaj Sayısı: 976
Varsayılan

Alıntı:
Epidermoid_Karsinom tafarından gönderildi
aslinda bagimlilik kisiye gore uzun veya kısa zamanda gerceklesir. tavsiyem alkolden su veya bu sebeple az etkilendigini soylemek yerine gerekmedikce (tibbi sebepler disinda) yanina yaklasmamaktir.
Belki sana veya bana inandırıcı gelmeyebilir ama ben istediğim zaman bırakabilirim.Sigarayı günde 2 paket içerken bıraktım..Ama çok kötü bir açıklama olacak ama gerçekten şu anda içtiğim içkiden zevk alıyorum tabiki aşırıya kaçmadan..Neşeleniyorum,gülüyorum aileme karşı daha sevecen oluyorum...Ama elbet onunda sonu bir gün gelecek....
rüzgar2 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:37   #6
Epidermoid_Karsinom
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan

sakin yanlis anlamayin benimki telkin degildi. buna ne gerek duyarim ne de beni ilgilendirir. ben bir dr olarak cok ornek gordum bu birkma isi sigaraninkinden cok farkli alkolizm bambaska bir sey. az icen mutlaka bir gun cok icer bunu unutmayin bence.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:44   #7
rüzgar2
Kaptan
 
rüzgar2 kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 17.12.05
Mesaj Sayısı: 976
Varsayılan

Hayır bu yaptıklarınız çok güzel ayağımızı denk alma konusunda ve bende ayağımı denk alma konusunda herşeye açığımdır...
rüzgar2 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:50   #8
rüzgar2
Kaptan
 
rüzgar2 kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 17.12.05
Mesaj Sayısı: 976
Varsayılan

Alıntı:
balıkcı tafarından gönderildi
Emin arkadaşım ben 44 yaşındayım 16 yaşımdan beri az miktarda alırım alkolü hemde her çeşidini bir bağımlılığım yok elli senede içmesem aramam zevk için bir yada iki bardak ama üç olmaz bana bir bağımlılık yapmadı ama sigara öyle değil bir türlü kurtulamadım aynı yaşlarda başladım 23 sene aktif spor yaparken bile içiyordum kurtulamadım bir türlü bu meretten.
SELİM ABİ AL SANA KESİN ÇÖZÜM.BEN ENSON TÜTÜN SARIP İÇİYORDUM VE BIRAKTIM.YAPACAĞIN TEK ŞEY SİGARAYI BIRAKACAĞIN AKŞAM PAKETİ BİTİRECEKSİN VE SABAHA HİÇ BİR YERDE SİGARA KALMAYACAK..YEMEK SONRASI EN ACI GEÇEN ZAMANDIR.BUNA DA BİR MEŞGULUYET BULACAKSIN.ANLAYACAĞIN 3 VEYA 4 AY ACI ÇEKECEKSİN ARAYACAKSIN AMA SONRA BAŞKALRININ İÇTİĞİ SİGARA SENİ RAHATSIZ ETME EVRESİ GELECEK.AMAN BU EVREDE KESİNLİKLE BİR TANEDEN BİR ŞEY OLMAZ DEME TEKRAR BAŞLARSIN..3 SENE SONRA OLAY BİTMİŞTİR VE GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR GEÇER...İŞTE SAĞLIKLI VE YEDİĞİNDEN ZEVK LAN SELİM ABİ KARŞIMIZDA
rüzgar2 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 05:51   #9
Epidermoid_Karsinom
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan

Selim arkadas, degerli dost
Alkol de sigara gibi guclu bagımlılık yaratır. bu durum sizde olmamis ama alkol psikolojik yonu olan bir aliskanliktir. eger rutin olarak iciyorsaniz bu zaten bagimliliktir. ister 1 kadeh icin ister iki farketmez bagimlilik var demektir. fakat onemli olan bu bagimliligin sizin islerinizi ne kadar aksattigi. agir bagimlilarda bu barizdir. size daha da onemli bir bulgu soylemek istiyorum. hicbir bagimli ben bagimliyim demiyor. bunu size söylemiyorum sakin yanlis algilamayin. ruzgar2 nickli arkadasa da yazdigim gibi ben yargilayici degilim. doctor olarak sorulan seylere fazla extrem olmayan cevaplar vermek icin ugrasiyorum. faydali olursam daha once uzman nickli kisi ile girdigim polemiklerin unutulup benimsenecegimi dusunuyorum.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-01-2006, 06:13   #10
Epidermoid_Karsinom
Guest
 
Mesaj Sayısı: n/a
Varsayılan

Selim bey, dost insan
bu kadar ovguye gerek yok. ben ovgunuze layik biri degilim. sadece basit bir doctorum. ben de alkol kullanırım laf aramızda. sizin gibi bir kadeh viski alırım haftada bir gün. bu iki gün olmaz ama zararlı. bir doctor zararli davranisi tavsiye edemez. meslek etik kurallari boyle diyor.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Sosyal Paylaşım

Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıtlar Son Mesaj
Sigara ve Alkol İçeren Resim ve Videolar Necati ARAT Forum Kuralları 26 02-02-2010 16:14
Bu Adam Ne Yapiyor??? aserkansatı TARTIŞMA, SOHBET ve HABERLER 32 15-01-2006 17:12
Peki ya Alkol rüzgar2 SAĞLIK 13 05-01-2006 05:09


Saat 08:51.