Geri Git   RASTGELSİN AMATÖR BALIKÇILIK FORUMLARI > BALIK TÜRLERİ > Su Ürünleri

Su Ürünleri Su ürünleriyle ilgili araştırmalar ve teknik bilgiler.




Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 19-07-2012, 10:07   #1
Burhan Reis
Oltacı
 
Burhan Reis kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 18.07.12
Yaş: 57
Mesaj Sayısı: 21
Varsayılan Ülkemizdeki Amatör Balıkçılığın Durumuna Bir Bakış

10-Amatör balıkçılık Kıyı-Tekne

Ülkemizdeki Amatör Balıkçılığın Durumuna Bir Bakış: Galata Köprüsü,Çanakkale Boğazı ve Abant Gölü Örnekleri

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]





1:Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü, Mustafazengin
2:Rastgelebalıkçı Amatör Olta Balıkçıları Derneği, Ankara , Burak Kalac
3:Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Yalova Tarım İl Müdürlüğü, Görkem DALKIRAN


Özet

Bu çalışmada ülkemizin üç ayrı sucul ortamdaki amatör ve rekreasyonel (turizm/sportif amaçlı) balıkçılık faaliyetleri incelenerek amatör balıkçılığın genel hatları ile yapısal durumu; yasal ve teknik özellikleri tanımlanmıştır. İnceleme yapılan bölgelerde doğal kaynağı yöneten merkezi ve yerel otoritenin yetersizliğinin yanında kaynağı kullanan balıkçılar açısından da amatör balıkçılık/organizasyon, kaynağı koruma ve sosyal bir topluluk oluşturma bilinci gibi birincil konuların henüz kavranmadığı görülmüştür. Yasal statüleri benzer olmasına karşın ülkemizdeki deniz (kıyı/koy, boğaz, haliç, rıhtım, dalgakıran/mahmuz) ve iç sulardaki (akarsu, göl/gölet) amatör balıkçılık uygulamaları birbirinden oldukça büyük farklılıklar arz etmektedir. Bu farklılık yerel/bölgesel değişikliklerin yanısıra, hedef balık türüne göre de değişmektedir. Bu durum sektörde büyük bir kavram kargaşasına neden olmaktadır. Gerek sucul canlı kaynakların devamlılığı, gerekse de amatör balıkçılık olgusunun kurumsal/sektörel bir yapıya kavuşabilmesi için yakın gelecekte amatör balıkçılık yönetim stratejisinin kapsamlı olarak ele alınması ve idari ve hukuki altyapısının yeniden oluşturulması gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Olta balıkçılığı, Galata köprüsü, Çanakkale boğazı, Abant gölü, su ürünleri tebliği, amatör balıkçılığın kuralları
[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


1. Giriş

20. yüzyılın başlarından itibaren sanayileşme ve devamında kentleşmenin getirdiği yaşam şekilleri kaçınılmaz olarak insanların dinlenme, eğlenme ve seyahat ihtiyaçlarını da beraberinde getirmiştir. Rekreasyonel olta balıkçılığı da bu uzun süreçte giderek artan doğa ile baş başa kalma ihtiyacını karşılayabilmek amacı ile ortaya çıkmış ve geliştirilmiştir. Diğer taraftan bugün dünyada amatör olta balıkçılığının bu birincil amacının ötesinde, kamu yararına olabilecek şekilde ekonomik bir kazanca da dönüştürülmüştür. Doğrudan kamu veya özel sektör aracılığı ile işletilen bu kaynaklardan elde edilen gelir ile hem kaynağın sürekliliği sağlanmakta, hem de insanlar için rekreasyonel ve kültürel değerlerin paylaşılması için kaliteli bir yaşam stili sunulmaktadır.
Ülkemizdeki amatör balıkçılık gerek kavram gerekse de uygulama açısından henüz kurumsal bir yapı kazanamamıştır. Amatör olta balıkçılığının gelişme gösterdiği ve dev bir ticari sektör haline geldiği Japonya, ABD ve AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında oldukça dağınık, karmaşık, yönetimsel açıdan güçsüz ve yetersiz özelliklere sahip, sorunlarını çözememiş bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Bugün için amatör balıkçılıkla ilgili yönetim, mevzuat ve yasal düzenlemeler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı merkez (KKGM: Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü) ve taşra (Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri) teşkilatları tarafından yürütülmektedir. Amatör balıkçılığı düzenleyen ve dört yılda bir yayınlanan (2008’den önce iki yılda bir yayınlanmaktaydı) “2/2 Numaralı Amatör (sportif) Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ” de aynı bakanlık tarafından hazırlanmaktadır. ‘1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu” ve buna ait “Su Ürünleri Yönetmeliği'nin 6. Maddesi” gereğince; 1 Eylül-31 Ağustos tarihleri arasında geçerli olmak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca yayınlanan bu tebliğ ile deniz ve iç sulardaki doğal yaşam alanlarının korunması, buralarda bulunan su ürünleri kaynaklarından amatörce yararlanılması, sorumlu ve sürdürülebilir avcılık için amatör balıkçılığın belirli kurallar çerçevesinde yapılması amaçlanmaktadır. Ancak uygulamada bunun tam olarak işletilebildiğinden bahsetmek zordur. Kurallar; yasal mevzuatlarla belirlenmesine karşın, ülkemizdeki deniz (kıyı/koy, boğaz, haliç, rıhtım, dalgakıran/mahmuz) ve iç sulardaki (akarsu, göl/gölet) amatör balıkçılık uygulamaları birbirinden bir hayli farklılıklar göstermektedir.
Pazarlamaya yönelik olmayan, bireysel tüketim ve eğlence amaçlı avlanma olarak adlandırılan amatör balıkçılık, farklı gelir düzeyine sahip kişilerce çeşitli av malzemelerinin kullanılması ile yapılan bir faaliyettir. Ülkemizde henüz zorunlu bir lisans sistemi olmadığı için isteyen herkes amatör avcılığa katılabilmektedir. Türkiye’de de Avrupa’da olduğu gibi amatör balıkçılık faaliyetleri sonucu elde edilen su ürünleri yasa gereği pazara sunulamamaktadır. Her ne kadar amatör balıkçılığın yasal çerçevesi ‘1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, Su Ürünleri Yönetmeliği ve Su Ürünleri Tebliği’ ile belirlenmiş olsa da, bu avcılığı yapanların büyük bir kısmı bu kuralları bilmemektedir. Bu da bilinçsiz avcılığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ülkemizde özellikle deniz kıyısı olan bölgelerimizde ve iç sularımızda çok yaygın olarak amatör balıkçılık yapılmaktadır. Ancak amatör balıkçılık yapmak için ‘Amatör Balıkçı Belgesi’ almak zorunlu olmadığı gibi düzenli bir kayıt sistemi de yoktur. Amatör balık avcıları ile ilgili bilgiler ve bu faaliyetlerin ekosistem üzerine olan etkileri henüz rakamsal olarak ölçülememektedir (Anonim, 2007). Diğer taraftan amatör balık avcılığı faaliyetinin denetimi gerektiği gibi yapılmamaktadır.
Bu çalışmada ülkemizin birbirinden farklı özelliklere sahip üç ayrı ortamındaki amatör balıkçılık uygulamaları ele alınarak, buradaki güncel uygulamalar tanımlanmaya çalışılmış, bu örneklerden yola çıkılarak ülkemizdeki amatör balıkçılığın ekosistem-avcılık ilişkileri, sektörün sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik yapısı incelenmiş ve bazı somut önerilerde bulunulmuştur.

2. Galata Köprüsünün Oltacıları

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....][Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]




2.1. Amatör olta balıkçılığının önlenemez yükselişi
Öncesi çok net bilinmemesine karşın esas olarak Galata köprüsündeki oltacıların varlığı Haliç’i temizleme çalışmalarının sona erdiği 1990’lı yılların sonundan itibaren görünmeye başlar. Haliç gibi çok özel bir ekosistemin yoğun bir kirlilik baskısından arındırma çalışmaları; tamamen yitirilmiş bir yakın kıyı/hassas ekosisteminin ülkemiz adına geriye kazandırılmış ilk örnek/öncü projelerinden biridir (Dip Not: Buradaki çabalara araştırmacı ekibi ile büyük emek veren ve genç yaşta kaybettiğimiz İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Fiziksel Oşinografi ve Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Sayın Prof. Dr. Erdoğan Okuş’u minnetle anıyoruz). Özellikle 2000’li yılların ilk yarısında Galata’daki oltacılık İstanbul’un; Haliç’in vazgeçilmez bir parçası halini almıştır. Şüphesiz Haliç’in yeniden rehabilite edilerek kent insanının hizmetine sunulması olağanüstü, takdire şayan bir çabadır. Galata Köprüsü üzerinde sadece balık avlayanlar için değil, av malzemesi; olta takımı pazarlayanlar, canlı yem satıcıları, yer kapıp kiralayanlardan, avladıkları balığı taze satan kimi amatörlere kadar sanki gizli/görünmez bir sektör doğmuştur.

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Galata köprüsü üzerinde doğrudan bireysel gözlemlere ve oltacılarla yapılan sohbetlere dayalı olarak gerçekleştirilen bu çalışmada; ilki Nisan 2008’de, ikincisi ise Eylül 2008 döneminde olmak üzere iki ayrı ziyaret planlanmıştır. Galata’da olta takımlarıyla “amatör/sportif amaçlı” balık avlayan insanların durumuna bir göz atıldığında ilk bakıştaki manzara şöyledir: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından; amatör su ürünleri avcılığını düzenleyen “Tebliğ”e göre (Anonim, 2009) “Amatör Balıkçı Belgesi”ne sahip avcıların oranı son derece düşüktür. Anılan her iki ziyarette de ruhsatlı amatör olta avcılarının sayısının %15-20’leri geçmediği gözlenmiştir. Sayısal olarak bu oranın bu denli düşük olması; amatör balıkçılık yönetim kalitesini göstermesi açısından çarpıcı bir sonuçtur. Hatta görüşme yapılan birçok oltacı; bu güne gelinceye kadar sayısız defa burada balık avladıklarını ve yıllarca hiçbir resmi ya da sivil bir kurumdan, herhangi bir yasal sorgulama ve neticesinde bir yaptırım ile karşılaşmadıklarını, bu anlamda herhangi bir sorumlu ile muhatap olamadıklarını dile getirmişlerdir. Buradaki gözlem ve saptamalar aslında ülkemizdeki en popüler avcılık alanında bile amatör balıkçılık uygulamamalarını sergilemesi bakımdan son derece ilginçtir.

2.2. Kendi değerlerini oluşturan bir sistem

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Bu gün Galata köprüsü veya Haliç üzerindeki diğer köprülerde, ya da Boğaz’ın her iki yakası boyunca geleneksel balıkçılık kurallarının dışında, disipline olmamış tamamen kendi kurallarına göre yürüyen bir sistem doğmuştur. Oltacılar neredeyse amatör avcılık gayesinden uzaklaşarak ticari bir hüviyet kazanmıştır. Avcılık gün boyu sınırsız ve kuralsız bir şekilde devam etmektedir. Özellikle bahar ve erken güz dönemlerinde, boğazın güçlü akıntılarına karşı genç ve yavru istavrit sürüleri için Haliç adeta bir sığınak vazifesi görmektedir. Şüphesiz Haliç 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren bu arınmış hali ile sadece istavrit sürülerini barındırmamaktadır. Eylül başından, Kasım sonlarına kadar Marmara’dan Karadeniz’e ve tam tersi istikamette boğaza akın eden palamut sürülerine, kestane karası fırtınasının göründüğü ve suların iyice soğuduğu güz aylarında ise çinekop akınına ve tüm yıl boyunca yeşil izmaritlere ev sahipliği yapmaktadır. Hatta sıcakların arttığı, baharın sonlarına doğru Pasifik (Rus) kefaline bile kapılarını açmaktadır.
Elde edilen bulgulara göre bahar döneminde toplam 514, güz döneminde ise toplam 406 adet oltacı, özellikle hafta sonları daha da çoğalarak, gün boyu köprü üzerini mesken tutmaktadır. İlk etapta bu insanların avladıkları balık miktarı ki buna herhangi bir yasal sınır/kota getirilmesine rağmen dikkat çekici bir boyutta görünmemesine karşın, yakından incelendiğinde durumun çok daha ileri boyutta olduğu görülmektedir. Köprü üzerinde sadece istavrit avlayan deneyimli bir olta balıkçısının bir günlük av miktarı 15-20 kg’a kadar ulaşabilmektedir. İstavrit avı göç akınına ve türün gün içerisindeki hareketine bağlı olarak sabahın erken saatlerinde ve gün bitimine yakın sürelerde yoğun olarak av vermektedir. Yıl boyunca ve herhangi bir günde, bir kişinin avladığı istavrit miktarını ortalama 5 kg olarak kabul ettiğimiz takdirde bile, elde edilen toplam istavrit miktarı tonlarla ifade edilmektedir. Bu av doğrudan köprü üzerinde ve herhangi bir ticari kurala bağlı kalmaksızın anlık olarak pazarlanmaktadır. Halbuki Amatör (Sportif) Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen 2008-2012 Av Dönemine Ait 2/2 Numaralı Tebliğ”e göre “amatör balıkçı”nın tanımı şöyledir; “Maddî ve ticarî kazanç amacı gütmeden, sadece spor ve dinlence amacıyla su ürünleri avcılığı yapan gerçek kişidir.” Bu tanıma göre bir amatör balıkçının avladığı su ürünlerini satması mümkün değildir. Bunun için mesleki balıkçının koşullarına uygun belge ve donanımla sahip olması ve yasaların gösterdiği yer ve şekilde satması gerekir (Anonim, 2008). Bunun nedeni geçimini balıkçılıkla sağlayan ticari balık avcıları ile haksız rekabet yapılmasını engellemektir. Daha da önemlisi amatör ruha aykırı olduğu için amatör avcı için izin verilen miktarlardan fazla avlamanın önüne geçmektir. Denizlerimiz için amatör balıkçılar tarafından avlanabilecek limit düzeydeki en fazla balık miktarı 5 kg olarak belirlenmiştir. Ancak stoklarında azalma görülen türler ile kılıç ve orkinos gibi her biri 5 kg geçecek büyüklükteki balıklar için buna uygun sayı limitleri konulmuştur (Anonim, 2009).

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Bir başka gerçek ise Galata köprüsü üzerinde avlanan oltacıların neredeyse %70-75 oranındaki bir bölümü bu işi tamamen mesleki/ticari olarak yapmaktadır. Bu şekilde aile bütçelerine önemli bir destek sağlamaktadır. Açıkça Galata’nın amatör olta balıkçıları bu gün büyük bir çoğunlukta henüz üreme olgunluğuna ulaşamamış istavritleri sınırsız ve kuralsız avlayarak, bu populasyonlar üzerine büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu nedenledir ki başta da değinildiği gibi artık günümüz Galata köprüsü oltacıları için “amatör balıkçı” kavramı pek uygun düşmemektedir. Buna daha çok “tanımı yapılamayan bir çeşit balıkçılık sektörü!” olarak bakılabilir. Şüphesiz bunun bir tarafında yoksul insanların günübirlik yaşam mücadeleleri yer alırken, diğer yüzünde ise Haliç’in, İstanbul’un o seyirlik, doyumsuz kent panoraması yer almaktadır.



Resimler ve bilgiler netten alıntıdır.
__________________

Burhan Önen
BANDIRMA.
Burhan Reis Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Sponsored Links
Eski 19-07-2012, 10:10   #2
Burhan Reis
Oltacı
 
Burhan Reis kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 18.07.12
Yaş: 57
Mesaj Sayısı: 21
Varsayılan Ülkemizdeki Amatör Balıkçılığın Durumuna Bir Bakış-2

3. Çanakkale Boğazı Kıyı Balıkçılığı

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


3.1. Boğaz’ın akın balıkları
Çanakkale Boğazı tıpkı İstanbul Boğazı gibi pelajik balık populasyonlarının Karadeniz’den Ege ve Akdeniz’e, Akdeniz ve Ege’den de Karadeniz’e beslenme ve üreme göçünü geçekleştirdikleri son derece stratejik bir doğal geçiş noktasıdır. Bu çift yönlü geçişte göçmen balık sürüleri yılın belli dönemlerinde Çanakkale boğazı boyunca küçük kıyı balıkçıları ve büyük balıkçı takımları için çok önemli bir av potansiyeli oluşturmaktadır. ‘Akın balıkları’ olarak adlandırılan uskumru, kolyoz, çinekop, istavrit ‘kış balıkçılığı’ olarak bilinen Eylül başından Şubat sonuna kadarki dönemde ve tüm yaz boyunca yoğun olarak avlanmaktadır. Bu nedenle ülkemizdeki kıyı balıkçılığı içerisinde Çanakkale boğazı çok özel bir öneme sahiptir. Aşağıda değinileceği gibi bu özel durumun oluşmasında bazı toplumsal/sosyolojik olgularda belirleyicidir. Ülkemizde kıyı yerleşimlerinin hiçbirinde küçük kıyı balıkçısı/amatör olta balıkçısı kavramı buradaki kadar ticari bir hüviyete bürünmemiştir. Bu sebepten ötürü Çanakkale Boğazı boyunca, özellikle kent merkezinde lokalize olan amatör balıkçıların faaliyetleri ülkemiz kıyı balıkçılığındaki amatör ve mesleki balıkçı olgusunu ve bu olgu ile birlikte ortaya çıkan karmaşanın tanımlanması açısından son derece çarpıcı bir örneği/modeli oluşturmaktadır.

Bugün Çanakkale Boğazının her iki yakasında yer alan ve kıyı balıkçılığı ile karakterize Çayağzı (Sarıçay)/Merkez, Kordon boyu/Kent Merkezi, Eceabat İskelesi, Gelibolu Balıkçı Barınağı, Kumkale, Lâpseki ve Çardak gibi belli başlı kıyı yerleşimlerinde yaklaşık 2500 adet kıyı balıkçısı bulunmaktadır. Bunların yaklaşık %40’nının emekli ya da halen başka bir işte çalışan “Amatör Balıkçı Belgesi”ne, diğerlerinin ise profesyonel balıkçı ruhsatına (Ticari Avcılar ‘Sarı Ruhsat’a, Ticari Tekneler ‘Yeşil Ruhsat’a sahiptir) sahip balıkçılarından meydana geldiği tespit edilmiştir. Çanakkale Boğazının her iki yakasında yer alan bu lokalitelerde Temmuz 2008 ve Nisan 2009 dönemlerinde yürütülen saha gözlem çalışmalarında gerek amatör balıkçılarla, gerekse de Çanakkale/Merkez “Deniz Ürünleri ve Küçük Balıkçıları Koruma Derneği” Başkanı Hasan Hüseyin Güneş ile yapılan kişisel görüşmelerde; buradaki balıkçıların büyük bir çoğunluğunun ‘Amatör Balıkçı Belgesi”ne sahip olmalarına karşın fiili olarak doğrudan mesleki anlamda kıyı balıkçılığı ile iştigal ettikleri ve tamamıyla ticari bir hedefe yöneldiklerine işaret edilmiştir. Normalde bu gruba ait balıkçı teknelerinin de tıpkı profesyonel/mesleki balıkçıların kullandığı ‘D Tipi’ ticari plakaya sahip olmaları gerekirken, balıkçılık dahil başka bir ticari faaliyet yapmayan tekneler için verilen ‘Özel Tekne Belgesi’ kullanmaktadırlar. Bu özel tekne belgeleri Tarım İl Müdürlükleri yerine Liman Başkanlıkları tarafından tanzim edilmektedir. Bu durum aslında bir bakıma Tarım Bakanlığınca av gücü artışını önlemek amacı ile ticari amaçlı balıkçı teknelerine en son 2002 yılından itibaren getirilen ruhsat yasağını bertaraf etmeye yönelik bir işleyişi de beraberinde getirmiştir. Bu olaya balıkçılık mesleğine ilgi duyan ve doğrudan doğruya ticari balıkçılığı hedefleyen amatör balıkçıların endirekt olarak oluşturdukları pratik bir çözüm yolu olarak da bakmak mümkündür. “Su Ürünleri Yönetmenliğinin 4. Fıkrasına” göre; ‘su ürünleri avcılığının sürdürülebilmesini sağlamak ve stoklar üzerindeki av baskısını azaltmak amacı ile av gücünün artışını önleyecek her türlü tedbir bakanlıkça alınır’ diye ifade edilmektedir (Anonim, 2009). Buna karşın profesyonel balıkçıların oluşturduğu av gücü alttan gelen amatörlerce sürekli olarak zorlanmaktadır. Bu anlamda en fazla “D Tipi” ruhsatlı teknelerin oluşturduğu av gücü baskı altındadır. Eski, fiziki işlevini kaybetmiş tekneler satın alınarak ya da ruhsatı iptal edilmemiş teknelerin el değiştirilmesi suretiyle mesleki geçişler sağlanmaktadır. Bunun birazda ülkemizdeki profesyonel balıkçılığın mesleki ve ticari anlamda tam ve açık olarak tanımlanamamasından ileri geldiği söylenebilir. Böylece mesleki balıkçı gibi davranan ve herhangi bir fiili yaptırıma/kontrole tabi olmayan amatör balıkçılar yakın/kıyı balıkçılığına geçiş açısından büyük bir potansiyel oluşturmaktadır. Amatör balıkçılar da tıpkı mesleki kıyı balıkçıları gibi hak etmedikleri halde ticari bir kimlik ile doğrudan avladıkları avı pazarlayabilmektedirler.

3.2. Emekliler kenti: Çanakkale
[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]

Çanakkale Merkez Sarıçay ve Kordon boyundaki amatör balıkçı ruhsatı ile doğrudan ticari balıkçılık faaliyetini sürdüren balıkçıların toplumsal statüleri ve sosyo-ekonomik durumları Galata Köprüsünde olta ile avlanan amatörlere göre oldukça önemli farklılıklar göstermektedir. Buradaki balıkçıların yaklaşık %90’ı emekli ya da halen birincil derecede başka bir işi olan insanlardan oluşmaktadır. Bu balıkçıların %65 gibi önemli bir kısmının subay, polis, öğretmen, mühendis, bankacı gibi memur/kamu emeklilerinden meydana geldiği ve kendi aralarında ortak bir toplumsal iletişim ağı, ortak bir sosyal cemiyet/topluluk olgusu oluşturdukları saptanmıştır. Geri kalan kısmının ise birincil işi olmasına rağmen ekonomik sıkıntılar nedeniyle balıkçılık faaliyetlerini ek iş olarak sürdürdükleri görülmüştür. İster emekliler grubundan olsun, ister halen başka bir işte çalışmış olsun her iki grup için de önceleri hobi olarak başlayan avcılık faaliyetleri ilerleyen süreçte aile bütçelerine yan gelir sağlayacak bir ekonomik kazanç kapısına dönüşmektedir. Bu nedenle ‘emekliler kenti’ kavramı Çanakkale için sıkça kullanılan popüler bir tanıma dönüşmüştür. Bu olgu İstanbul Boğazı, Galata Köprüsü veya Haliç’te avlanan amatörler için geçerli değildir. Buralarda avlanan amatörler arasında günübirlik, geçici ticari ilişkinin dışında ortak herhangi bir bağ yoktur. Buradaki oltacılar kozmopolit bir topluluk oluşturmaktadır. Diğer taraftan Galata Köprüsü oltacıları çoğunlukla işsiz ve ekonomik olarak en alt grubu oluşturmasına ve olta dışında herhangi bir üretim aracına sahip olmamalarına rağmen Çanakkale Boğazındakilerin tamamı balıkçı teknesine sahiptir.

Çanakkale “Deniz Ürünleri ve Küçük Balıkçıları Koruma Derneği”ne üye toplam 480 adet balıkçı mevcuttur. Bu balıkçılara ait teknelerin 130 adeti Kordon’daki çekek yerinde geri kalan 350 adeti ise halen DSİ tarafından ıslah çalışmaları devam eden Sarıçay deresi ağzındaki sığınakta barınmaktadır. Aynı çekek yerlerini kullanan yaklaşık 400 adet tekne sahibinin dernek üyeliği dahil dernekle ilişkili herhangi bir bağı bulunmamaktadır. Kendi aralarında organize olamayan bu grup balıkçı çoğunlukla yazın tatil sezonu boyunca keyif/hobi amaçlı olarak denize çıkmaktadır. Boş zamanlarını denizde geçirmek ve avladıkları balıkları bireysel ihtiyaçları için tüketmektedirler. Bu çekek yerlerindeki amatör balıkçılara ait teknelerin boy dağılımı sırasıyla; %15’i 5-6 m, %75’i 6-7 m, %10’u ise 7-9 m arasındaki gruplarından oluşmaktadır. Bu tekne grupları içersinde sadece 6 adet teknenin boyu 9 m’nin üzerindedir. Bu teknelerin tümünde olta, çapari ve parakete gibi av takımları kullanılmaktadır. Bunların haricinde sadece 10-12 adet tekne ağ/uzatma ağı balıkçılığı yapmakta ve sezonuna bağlı olarak sardalye, lüfer, palamut, kupes, zargana gibi ekonomik değeri yüksek balık türlerini avlamaktadır.

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]

Resim ve bilgiler netten derlenmiştir



3.3. Pazarı kontrol eden güçler

Olta avcılığı Çanakkale boğazında yılın başlıca iki ayrı döneminde bol ve bereketli olmaktadır. Bunlardan ilki ‘kış balıkçılığı’ olarak adlandırılan dönemdir. Bu dönem Eylül başından Şubat sonuna kadar sürmektedir. Altı ay kadar devam eden bu sezonda, Marmara ve Karadeniz’den yumurtlama göçü sonrası geriye dönüş yapan ergin lüfer sürüleri ve bunların ilk yıl stoka katılan yavru bireyleri; çinekoplar avlanmaktadır. Kış balıkçılığı ekonomik açıdan son derece karlı bir dönemdir. Nisan 15’den Ağustos sonuna kadar devam eden ‘yaz balıkçılığı’nda ise genel olarak üreme göçü için Ege’den Marmara’ya, oradan da İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e doğru göç eden ve balıkçılar arasında ‘akın balıkları’ olarak adlandırılan uskumru, kolyoz ve istavrit gibi pelajik türler avlanmaktadır. Bu grup balıkçılar Çanakkale Boğazının Marmara girişi Gelibolu Feneri ile güneyde Mehmetçik Feneri (Abide) arasındaki bölgede avlanmaktadır.
Avlanan balığın pazarlanmasında derneğin dışında son derece iyi organize olmuş, pazarlama koşullarını avcılar lehine dönüştürebilmiş bir sistemden bahsedilemez. Piyasadaki fiyatlar ‘madrabaz’ olarak adlandırılan aracılar ile büyük gırgır reislerinin kontrolü altındadır. Av sezonunda gırgır teknelerinin bol avı nedeniyle amatör ve mesleki küçük kıyı balıkçılarının avladığı balıklar onların belirlediği fiyattan aracıya sunulmaktadır. Av döneminin dışında ise komisyoncuların inisiyatifi belirleyici olmaktadır. Buna karşın avlanan balığın türü ve büyüklüğü de pazar değerini etkilemektedir. Olta ile avlanan mercan, sinarit, sarıgöz, lipsöz, karagöz, çipura gibi değerli dip balıkları ihracat için pazarlanmaktadır. Levrek, uskumru, lüfer/çinekop gibi akın balıkları İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara gibi büyük kentlere gitmektedir. Aynı türler ihracat için de alınmaktadır. Yerel piyasada ise daha çok istavrit, sardalye, kolyoz gibi türler değerlendirilmektedir.
Derneğe üye balıkçıların avladığı balıklar ise bizzat derneğin denetiminde, organize bir şekilde pazarlanmaktadır. Av dönüşü taze olarak Kordon’daki barınak bölgesinde oluşturulan pazarlama noktasına sunulan balıklar, hemen orada derneğin görevlendirdiği personel tarafından teslim alınmakta ve soğutucu sisteme aktarılmaktadır. Aynı görevliler tarafından her bir üyenin teslim ettiği balıkların türü, kilosu, fiyatı kayıt defterlerine işlenmektedirt. Fiyatlar günlük olarak genel balık piyasası dikkate alınarak dernek başkanı tarafından belirlenmektedir. Derneğe üye balıkçılardan her av teslimi sonrası %10’luk bir kesinti alınmaktadır. Bu kesintiler bir havuzda biriktirildikten sonra derneğin rutin masrafları (su, elektrik, buz, poşet, görevli bir personel) için harcanmaktadır.

Dernek başkanı, emekli öğretmen Hasan Hüseyin Güneş ile 18 Haziran 2009 tarihinde Çanakkale’deki bir yerel gazetede yapılan söyleşi; derneğe üye amatör ve kıyı balıkçılarının yaşadığı problemleri yansıtması açısından dikkat çekicidir (Kutu 1).

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]

Kutu 1: Küçük Balıkçılar Dertli
“Geçtiğimiz yıllara göre Çanakkale karasularındaki balık çeşitleri azalmıştır. Her geçen yıl bir önceki yılı arar olduk. 8-10 yıl önce çeşit ve miktar bazında çok balık vardı, Haziran-Temmuz aylarında çok fazla uskumru, kolyoz ve istavrit yakalanıyordu, son yıllarda ise bu balıkları göremez olduk. Bu azalmanın tabi ki birkaç sebebi vardır. En önemli sebep denizlerdeki aşırı kimyasal kirliliktir. Bir diğeri ise özellikle Karadeniz’den gelen gırgır ve trol teknelerinin aşırı avlanmaları ve bununla beraber Bakanlığımızın koyduğu yasaklara riayet etmemeleridir. Bir örnek verecek olursak yüksek oranda ışıkla avcılık balıklara çok büyük zararlar veriyor. Özellikle trol teknelerinin kıyılarda avlanmaları dip balıklarına aşırı zarar veriyor. Boğazdaki yoğun gemi trafiği de hem balık sürülerini hem de balıkçıların avlanma faaliyetlerini sekteye uğratmaktadır.
Sorunlarımızın başında ise yasalar geliyor. Balıkçı arkadaşlarımızın teknelerinden çok değişik evraklar isteniyor. Evrakta çeşitlilik oranı çok yüksek. Bazı evrakların kullanım süreleri yenilenmekte ve bununda mali külfeti yüksek olmaktadır. Profesyonel nitelikli olan teknelerimizin belirli kısıtlamaları var. Biz bunların uzatılmasını istiyoruz. Amatör tekneyle profesyonel tekne arasında fark böylece anlaşılıyor. Burası boğaz bölgesi olduğundan sınırlı bölgelerde balıkçılık yapılabiliyor. Ekonomik krizden çok fazla etkilendik. Küçük balıkçının ekonomik sıkıntıları var.
Bizim üyelerimizin balıkçılık anlayışı olta ile balık avlamaktır. Günlük sabit bir balık avlama miktarı yok. Çanakkale Boğazı ile Saroz Körfezi bölgesinde günde ortalama 150-250 kg balık avlanmaktadır. Bu balığında büyük bir kısmı İstanbul Balık Pazarına gidiyor. Çanakkale Bölgesindeki balıklardan uskumru tamamıyla yok olmayla karşı karşıyadır. Bunun yanında sinarit, mercan, çupra ve levrek miktarlarında da gözle görülür bir azalma var. Çanakkale bir sahil kenti olması sebebiyle saymaya çalıştığımız nedenlerle vatandaşlar balık tüketemiyor. Balığın miktarı azaldıkça fiyatları da düşmüyor. Bu da halka yansıyor. Ancak biz dernek olarak tüketici fiyatlarını Çanakkale Balık Halinde belirlenen perakende satış fiyatlarından her zaman daha düşük tutuyoruz.
Alınacak önlemlerin başında, Bakanlığımızın her yıl gırgır ve trol teknelerine koymuş oldukları avlanma yasaklarını 1 Nisan’dan 30 Ağustos’a kadar sürdürmesidir. Çünkü bu dönem balığın havyar bırakma dönemi olmasından dolayı yasakların uzun süreli olması gerekiyor. Ayrıca Çanakkale Boğazının giriş ve çıkış noktaları içinde her türlü gırgır ve trol teknelerine av yasağı konmalıdır” (Olay, 2009).
4. Abant; Amatör Göl Balıkçılığı

4.1. Endemik bir alabalık türü: Salmo trutta abanticus

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Abant; denizden yüksekliği 1320 m, 125 hektar alana sahip, derinliği 15-20 m arasında değişen, tektonik hareketler ile alüvyal birikimlerin sonucu oluşmuş bir ‘heyelan set gölü’dür. Abant Gölü'nün suları, aynı adı taşıyan dereyle Bolu Çayı'na akar. Gölün kuzeybatı bölümü bataklıktır. Gölün çevresindeki düzlüklerden sonra başlayan ve yüksekliği 1.770 metreye ulaşan Abant Dağ¬ları küçük akarsuların açtığı vadilerle yarıl¬mıştır. En önemlisi Beşpoyraz Deresi olan bu küçük akarsular ve yeraltı suları gölü besler. Gölün çevresi çam, köknar ve kayın ağaçlanandan oluşan ormanlarla kaplıdır. Alıç, kuşburnu, böğürtlen, çilek gibi meyveli bitkiler, çeşitli mantarlar ve kokulu dağ çiçek¬leri de bitki örtüsünü zenginleştirir. Yörede yabandomuzu, kara¬ca, tavşan, tilki, ayı, yabanördeği, yaban güvercini ve keklik gibi av hayvanları bulunur. Her mevsimde ayrı bir güzelliğe bürünen Abant Gölü ve çevresi dinlence, spor ve avcılık olanaklarıyla popüler bir tatil yöresidir.

Gölün en önemli özelliği ülkemizin en olağanüstü doğal güzelliklerini barındırmasının ötesinde endemik bir alabalık türü olan Abant alabalığının (Salmo trutta abanticus) bu bölgedeki sularda, özellikle de Abant gölünde yaşama olanağını bulmuş olmasıdır. Şüphesiz bu olgu belki 1980’lere gelinceye kadar böyleydi. Bu gün Abant gölünün doğal durumundan ve bu göl ve göle giriş yapan akarsular arasında üreme göçü yapan alabalıkların güvenli bir geleceğinden bahsetmek çok kolay değildir. Günümüzde gölde yaşayan Abant alabalığı populasyonları başlıca üç farklı baskıya maruz kalmaktadır. Bunlar sırasıyla; (1) Göldeki doğal yapının bozulması ve çevresel etkiler. (2) Göle aşılanan diğer türlerin göl besin dinamiğini Abant alabalığı aleyhine bozması ve (3) İllegal ve kontrolsüz avcılığın yarattığı baskılardır.

4.2. Tehdit altındaki bir sucul ekosistem ve bir alabalık türü

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Göldeki balık populasyonları içerisinde baskın tür kadife (Tinca tinca) balığıdır. Kadife balıklarının göldeki küçük ve orta boydaki alabalıkları üzerinde predasyon baskısına neden olduğu belirlenmiştir (Beklioğlu, 2006). Abant gölünde bulunan kadife balıklarının göle aşılanmasının başlangıcı konusunda çok net bir bilgi yoktur. Tortonese (1954) gölde 1951 yılında yaptığı örneklemede Tinca sp ve Barbus sp türlerine (sazangiller) rastlamıştır. Aynı türe ilişkin kayıtlar Akşiray (1956) tarafından da tespit edilmiştir. Akşiray (1956) Barbus sp‘nin yanı sıra gölde az da olsa kefal (Leuciscus sp.) türlerinin yaşadığını bildirmektedir.
Son yıllarda Abant gölündeki alabalık populasyonları da ülkemizin diğer bölgelerdeki populasyonlar gibi giderek yok olma sürecine girmiştir. Abant gölüne; göldeki sportif balık avcılığını geliştirmek amacı ile Çevre ve Orman Bakanlığı, Milli Parklar Müdürlüğü tarafından dışarıdan bilinçsizce Dağ alabalığı (Salmo trutta magrostigma) ve Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss)’da aşılanmıştır. Dışarıdan göl ekosistemine aşılanan bu alabalık türleri besin rekabeti açısından Abant alabalığı populasyonu üzerinde olumsuz etkiler yarattığı tahmin edilmektedir. Bu balık populasyonlarının dışında Su samuru (Lutra lutra) ve Yeşilbaş ördek (Anas platyrhynchos) göldeki diğer su hayvanlarının en göze çarpanlarıdır. Abant gölünde 1992 yılında iki adet su samuru kaydedilmesine karşın bu sayı zaman içinde artmış ve 1998’de 25’e ulaşarak göldeki balık populasyonları üzerinde en önemli predatör konumuna geçmiştir (Alp ve Kaptanoğlu, 2000).
Abant alabalığını sadece dışarıdan aşılanan alabalıklar ve sazangiller tehdit etmemektedir. Bazı çevresel/dış bozulmalar da gölün doğal yapısı üzerinde olumsuz etkiler yaramaktadır. Göldeki su potansiyeli, fauna ve flora kompozisyonu gibi bazı doğal karakteristikleri de süreç içerisinde değişime uğramıştır. Günümüze kadar gelen süreçte göl etrafındaki plansız yapılaşma artarak devam etmiştir. Göl kış turizmine ve amatör avcılığa açılmıştır. Zaman içerinde su seviyesinde azalmalar baş göstermiş, yağışlar nedeniyle derelerden toprak materyali ve moloz çöküntüleri gölün yer yer dolmasına ve aşırı vejetasyonuna sebep olmuştur. Göldeki en önemli sorun; gölün ekolojik yapısında meydana gelen bozulmalardır. Göldeki su kalitesinin süreç içersinde giderek kötüleşmesi ve göl tabanında erozyon/birikinti sonucu meydana gelen dolmalar sucul ortamdaki hayvan-bitki dengesinin bozulmasına yol açmıştır. Yüksek su bitkileri (makrohidrofitler) giderek artış göstermiş ve göl ortamında baskın duruma geçmiştir. Göldeki sucul bitkilerin (nilüfer, su kamışları vb) gelişmesine sebebiyet vermiştir Bu durum göl sulak alanın yıllar itibari ile daralmasına yol açmıştır. Ülkemizin diğer sulak alanlarında yaşanan ve birbiri ile bağlantılı olarak ortaya çıkan üç temel sorun (erozyon/birikinti, kirlilik, vejetasyon) (Zengin vd, 2008) bu dağ gölünde de ortaya çıkmıştır.

4.3. Amatör balıkçılığın çiğnenen kuralları

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Abant gölünü asıl önemli ve anlamlı kılan şey; buradaki amatör balıkçılık uygulamalarının ülkemizdeki benzer akarsu ve göllerindeki işleyişi göstermesi açısından son derece emsalsiz bir örnek teşkil etmesidir. Abant gölü balık faunası üzerindeki en büyük baskı illegal ve aşırı avcılıktan ileri gelmektedir. Bu durum aynı zamanda devletin farklı birimleri arasında paylaşılan yetki ve sorumluluğunun tam anlamı ile yerine getirilmediğinin de bir göstergesidir. Uzun yıllar içersinde Çevre, Tarım, Orman ve Turizm gibi birbirinden farklı bakanlıklara ait merkez ve taşra birimlerinin yönetimsel tasarrufunda olan buradaki doğal kaynaklar; gerek yetki ve sorumluluğunun net olarak tanımlanamamasından, gerekse de ortak eşgüdümün sağlanamamasından (yönetimsel zafiyetler) ötürü giderek tükenmektedir. Bu tür bir yok oluşun iki farklı boyutu bulunmaktadır. Bunlardan ilki ekonomik kayıptır. Bu ikinci kaybı oluşturan doğal ekosistemin bozulmasının yanında daha ehemmiyetsiz görünmektedir. Bu noktada o bölgede yaşamını sürdüren yerel halk, köylüler ya da amatör balıkçılık amacı ile kurulan sivil toplum örgütleri/derneklerin sorumluluğu üstlenmesi gerekmektedir. Koruma, işletme gibi yönetimsel tasarrufların bu kesimlerce yerine getirilmesi çözüm açısından daha gerçekçi görünmektedir.
Abant gölü ve çevresinde Eylül 2004’de gerçekleştirilen gözlem çalışmalarında göldeki amatör olta balıkçılığının nasıl ihlal edildiğine dair önemli ipuçları elde edilmiştir. Burada tanık olunan durumlar aynı zamanda ülkemizde amatör balıkçılıkla ilgili bürokrasinin işleyişini gözler önüne sermektedir. Abant Gölü Milli Parkında uzun yıllar ‘Orman Muhafaza Memuru’ olarak görev yapan bir kamu görevlisi aynı ilde üst düzeyde yöneticilik yapan bir bürokratın illegal avcılık yapmasına (izin verilen balık miktarından daha fazla alabalık avlamasına) izin vermemesi nedeniyle en kısa sürede görevinden alınarak başka bir ile sürülmüştür. Diğer taraftan hafta sonları çevre illerden; özellikle Bolu ve Ankara, İstanbul gibi büyük metropollerden gelen amatör balıkçılar; kontrol sistemindeki zafiyetler veya avcıların mevcut kurallara riayet etmemeleri sonucunda yasal olarak izin verilen balık sayının (3 adet) ve boy limitinin (bütün türler için belirlenmiş balık boyu avlanma limiti 20 cm’dir) üstünde balık avlanmaktadır. Oysa sportif avcılık kurallarına göre gölde olta ile alabalık avlayan lisanslı bir amatör balıkçı için en fazla iki adet oltanın kullanılmasına izin verilmektedir. Her olta takımında da ise en fazla iki iğne bulundurma zorunluluğu vardır. Orman içi sularda amatör avcılık için, Çevre ve Orman Bakanlığı mahalli birimlerinden “Orman İçi Sularda Dönem Boyu Avlanma İzin Belgesi” veya “Günlük Avlanma Fişi” alınması zorunludur. (Anonim, 2009). Pratikte göldeki bu kuralların hiçbiri uygulanmamaktadır. Bolu iline yakınlığı sebebiyle ağırlıklı olarak Bolulu avcılar, yasak dönem dahil yıl boyunca avcılık yapmaktadır. Göldeki tek görevli memurun yaklaşımı da ekstra olta sayısına ek ücret almaktan öteye gitmemektedir. Görevli memur iki yerine daha fazla, kimi zamanda 9-10 olta için makbuz kesmekte, bu durum resmiyette göz ardı edilmektedir. Yem olarak ‘kemik kurdu’ kullanılmakta ve göle sayısız olta takımı bırakılmaktadır. Avcılar kemik kurdunu evlerinde kendileri yetiştirmektedir. Kemik kurdu ile avcılık göl ekolojisine parazit ve türevlerini yaymakta önemli bir risk oluşturmaktadır.
[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Gözlem yapılan dönemde; özellikle hafta sonlarında ortalama 15-20 kişinin gölde avlandığı saptanmıştır. Avlanan oltacı sayısı alt limit olan onbeş kişi olarak kabul edilse bile bir yıl içinde tahminen 4160 adet balığın gölden çekileceği aşikârdır. Bu bir günlük av çabası sonucunda avlanabilecek tahmini miktardır. Oltacıların günlük bireysel av miktarı izin verilen sayının yaklaşık üç-dört katıdır. Bu av miktarı Abant gibi yüzey alanı küçük bir göl için son derece yüksek bir rakamdır. Şüphesiz ülkemizde amatör balık avcıları için kayıt tutma sistemi/kayıt kartı geliştirilmediği ve uygulanmadığı için bu hesaplamalar sadece tahmin düzeyinde bir fikir vermektedir. Bu şekilde gölde avcılık yıl boyu sürmekte, bu durum yumurtlayacak olan anaç stok üzerinde önemli bir baskı yaratmaktadır.

5. Tartışma

Bu çalışmada ülkemizdeki üç ayrı sucul ortamdaki amatör veya rekreasyonel amaçlı balıkçılık faaliyetleri incelenerek, amatör balıkçılığın genel hatları ile yapısal durumu; yasal ve teknik özellikleri tanımlanmıştır. Bu son derece renkli uğraşın bir tarafı; bireysel, amatörce bir hobi, yaşamdan keyif çıkarma olarak algılansa bile, madalyonun öbür tarafında ülkemizdeki amatör olta balıkçılığının perişan hali olanca gerçekliği/çıplaklığı ile sergilenmektedir. Salt ele alınan bu amatör balıkçılık lokaliteleri bile simgesel anlamda ülkemizdeki amatör/olta balıkçılığının yönetimsel açıdan algılanmasında sayısız ipuçları vermektedir. Elde edilen bulgulara göre yasal statüleri benzer olmasına karşın ülkemizdeki deniz (kıyı/koy, boğaz, haliç, rıhtım, dalgakıran/mahmuz) ve iç sulardaki (akarsu, göl/gölet) amatör balıkçılık uygulamaları birbirinden oldukça büyük farklılıklar arz etmektedir. Bu farklılıklar yerel/bölgesel değişikliklerin yanısıra, hedef balık türüne göre de değişmektedir. Akarsulardaki alabalık avcılığında kaynak mahalli yerleşimciler/köylüler tarafından sahiplenilmemesine karşın, avlama izni olan göl ve denizel ortamlarda avlanan amatörler ticari bir kimlik kazanmışlardır. Bu durum sektörde büyük bir kavram kargaşasına neden olmaktadır. (1) Bir taraftan sucul balık kaynakları verimli olarak kullanılamazken, (2) diğer taraftan da balık stokları; özellikle doğal göl ve akarsulardaki yerli alabalık populasyonları tükenme noktasına gelmiştir (Zengin vd, 2002).

Ülkemizdeki deniz/kıyı, göl ve akarsu gibi sucul ortamlardaki canlı kaynakların tasarrufu farklı bakanlılar tarafından paylaşılmasına rağmen etkin bir koruma hizmeti sağlanamamaktadır. İster tarihten gelen geleneksel kurallara göre (Japonya modeli) (Zengin, 2001), isterse de gelişmiş batı ülkelerindeki modern hukuki/idari kuralların hâkim olduğu bir sisteme göre yönetilmiş olsun, ülkemizdeki bu başıbozukluğun bir an önce giderilmesi elzemdir. 21. yüzyılın ilk on yılını geride bırakırken ülkemizdeki sucul kaynakların yönetimi için gerekli olan temel kuralların bir an önce hayata geçirilmesi zorunludur. Kaynağın rasyonel kullanımı açısından artık modern balıkçılığın uygulandığı ülkelerdeki gibi bu kaynakların da dernekler gibi sivil kuruluşlarca yönetilmesi, buralardaki balık kaynaklarının bu kuruluşların eli ile geliştirilmesi kaçınılmazdır. Bu tür sivil oluşumlar amatör balık avcılarının ruhsatlandırma, kontrol, teknik ve eğitim mesleki aktivitelerini düzenleyeceği gibi, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir dayanışma, bir sosyal cemiyete/topluluğa ait olma, aidiyet duygusu ihtiyacını da karşılamış olacaktır.

Kıyısal bölgelerdeki amatör su ürünleri avcılığının genellikle orta yaş ve üzerindeki emekli kişiler tarafından zaman geçirmek ve bireysel tüketim amacıyla yapıldığı söylenebilir (Dalkıran ve Baki, 2009). Diğer taraftan kayıtlı amatör balıkçı belgelerinin vize edinme durumlarına bakıldığında bu oranın oldukça düşük olduğu görülmektedir. Bunun sebebinin genel olarak, bu belgelerin vize edilmesi gerektiğinin bilinmemesi, konunun önemsenmemesi veya unutulması gibi sebeplerle ortaya çıktığı söylenebilir. Amatör balıkçı belgesi alan kişilerin başlangıçta belge alımında gösterdikleri önemin ilerleyen dönemlerde azaldığı, hatta tamamen yitirildiği saptanmıştır. Ticari amaçlı su ürünleri avcılığında bulunan kimselerin kayıtları 5+3 yıllık bir süre ile kayıtlarda tutulup avcılık yaptığı düşünülürken, amatör olarak avcılık yapan kimselere 2008 yılına kadar 2 yıl gibi kısa bir sürenin verilmesi oldukça anlamlıdır. 2008 yılında yayımlanan 2/2 Numaralı Tebliğ ile bu süre 4 yıla çıkarılmıştır (Dalkıran ve Baki, 2009). Balık populasyonlarının sürdürülebilirliğini sağlayabilmek için belge mutlaka gereklidir. ‘Amatör balıkçılık yetkisi’ düzenleyici otorite tarafından gerçekleştirilecek bir eğitim ve sonrasında uygulanacak bir sınavla verilmelidir. Sınavı geçenler balıkçılık yapabilmelidir. Kuralların çiğnenmesi halinde ise kişinin ehliyeti alınmalıdır. Kaçak avcılığın cezası caydırıcı olmalıdır (Referans, 2009).

[Bu Adresi (link) Görme Yetkiniz Yok BEDAVA'ya Üye Ol Sitemizden Faydalan....]


Ülkemiz dört farklı coğrafik havzanın (Karadeniz, Akdeniz, Basra Körfezi ve Hazar denizi) kaynak sularını barındırmaktadır. Bu farklılık doğal alabalık formları üzerinde de yansımıştır. Doğal alabalık populasyonları açısından ülkemiz suları son derece zengindir. Bu potansiyel biyolojik zenginliğin yanısıra, aynı zamanda olta balıkçılığı için de büyük bir ekonomik değer taşımaktadır. Ancak sınırsız ve illegal avlanma, çevresel baskılar (kum çakıl ocakları, evsel atıklar vb), filtre işlemi görmeyen deşarj uygulamaları, yetersiz kamusal denetim, av mahallinde karşılaşılan olumsuzluklar ve doğal alabalık avcılığı üzerine odaklanmış sosyo ekonomik açılımların yetersizliği, hatta hiç olmayışı iç sulardaki amatör alabalık avcılığını sınırlayan en önemli faktörler olarak sıralanabilir (Ersal vd, 2008).

İç sularda; akarsu ve göllerdeki amatör balık avcılığında en kritik balık türü alabalıktır. Bütün doğal türleri dahil alabalık populasyonları için 1 Ekim-31 Mart tarihleri arasında av yasağı uygulanmaktadır. Avcılığa izin verilen dönemde ise 20 cm’den daha büyük boyda, an fazla üç adet balığın avlanılmasına izin verilmektedir (Anonim, 2009). Amatör ve ticari olarak alabalık stoklarının her iki şekilde illegal yollardan avlanılmasında yerel kuruluşlardaki yönetici ve kontrol uzmanlarının duyarsızlığının da önemli bir payı olduğu bilinmektedir. Ancak su ürünleri konusunda koruma ve kontrol hizmeti veren görevli personel ile yapılan görüşmelerde, illegal avcılığın önlenebilmesi için mevcut olan su ürünleri kanunlarının yeniden ele alınması ve cezai yaptırımların günün koşullarına göre düzenlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu sebeple kontrol hizmetlerinin işlevselliğini kaybettiği ifade edilmektedir.

Doğal stokun yetersiz olduğu durumlarda alabalık stoklarının yönetimi büyük bir tecrübe ve uzun vadeli ulusal programları gerektirmektedir. Balık kaynaklarından ticari ve rekreasyonel anlamda (turizm amaçlı) yararlanabilmek için, her kaynağın özelliğine bağlı olarak legal balıkçılığın kuralları oluşturmakta ve her bir balıkçı için ticari ve amatör amaçlı lisanslar verilmektedir (Mills ve Piggns 1986). Bugün ülkemiz için yukarıda sözü edilen bu kavramlardan bahsetmek mümkün değildir.
Japonya’daki sucul canlı kaynakların yönetimini de içeren “kıyı balıkçılığı yönetim modeli”nde; temel olarak kaynağı kullanan balıkçının, kaynağın kendisine ait olduğu fikri ön plana çıkartılmıştır. Balık avcılığının sürekliliğini sağlayabilmek, stokları belli seviyelerde kullanmak, korumak için ülkedeki idari yapılanmaya bağlı olarak alt alanlar sistemi getirilmiştir. Bu sistemde her idari bölge kendi sınırları içerisinde kalan av sahasında avcılığı düzenleyecek önlemler almaktadır. Bölgesel balıkçılık modelinde her balıkçı yasal olarak bağlı olduğu idari bölgenin dışında avcılık yapamamakta, lisanslı her balıkçı kendi bölgesinde avlanabilmekte, her av dönüşünde avladığı ürünü kooperatifin tesis ettiği satış yerinde bizzat kendisi pazarlamakta ve av ile ilgili tüm kayıtlar doğrudan kooperatifin ilgili birimine aktarılmaktadır. Bugün Japonya’da her bir balıkçılık sahasında, o sahanın ekolojik özelliklerine, balıkçılık tipine ve balığın biyolojik özelliklerine uygun son derece çoklu/spesifik bir yönetim modeli geliştirilmiştir. Bu modelde, ilgili kooperatife üye her bir balıkçının aynı saatte limandan ayrılarak belirlenen av sahasında, av operasyonuna birlikte başlaması ve eşit sürelerde av sahasını terk etmesine varıncaya kadar en küçük ayrıntı dahi göz ardı edilmemiştir (Zengin, 2001). Bundan başka her amatör balıkçının üye olduğu bir dernek bulunmaktadır. Derneğin bilgisi dışında, izinsiz herhangi bir avcılık faaliyetinde bulunması mümkün değildir. Derneğin koyduğu kurallara göre hareket eden sportif olta balıkçısı, her bir avcılık operasyonu için derneğe para yatırmaktadır. Bu şekilde özellikle akarsulardaki alabalık stokları her yıl dışarıdan yapılan katkılarla zenginleştirilmektedir.

Olta balıkçılarının avcılığa açık dönemdeki faaliyetleri mahalli balıkçı kooperatifleri tarafından kontrol edilmektedir. Akarsulardaki olta avcılığına akarsu ağzından itibaren 200 m’den başlayarak, akarsu sonunda üreyen stok için oluşturulan bente 200 m mesafeye kadar izin verilmektedir. Buradaki bentler küçük birer baraj/gölet olup, anaç salmon populasyonlarının üreme göçü yaptıkları akarsuyun son kısmıdır. Japonya’daki akarsularda doğal salmon üretimi son derece azdır. Salmon üretimi balıkçı kooperatifleri tarafından desteklenen ve akarsular üzerinde kurulan üretim ünitelerinde doğal koşullarda gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde on binlerce balığın tekrar akarsuya dönüşü sağlanmaktadır. Japonya’daki tüm akarsular için en önemli alabalık türü chum salmon (Oncorhynchus keta)’dur. Akarsulardaki sportif balıkçılık öğleden sonra saat 2’de sona ermektedir. Bundan sonra bu kez ticari balıkçılar tarafından nehir üzerine kurulan ağlarla balıklar hasat edilmektedir. Japonya’daki her bir akarsudaki amatör, sportif ve profesyonel avcılık çok özel kurallara sahiptir. Her bir akarsuda avlanacak amatör, sportif ve ticari balıkçının sayısı bellidir. Tüm olta türleri ve tek kancalı oltalara izin verilmektedir. Avlanılan balık canlı olarak tekrar akarsuya geri bırakılmaz. Tüm avın ağırlık, boy ölçüleri, pul örnekleri nehir görevlileri tarafından kaydedilmektedir. Oltacılar günde en fazla iki erkek balık avlayabilmektedir. Avlanman balıklar asla satılamaz. Sadece günde beş balığın avlanmasına izin verilir (Bergman, 2008). Bütün bu düzenlemeler idari ya da hukuki kurallarla belirlenmiş olmasına karşın uygulamada bireysel disiplin ruhu ve kendi kendini kontrol mekanizması etkendir. Bu ülkede rekabete dayalı piyasa kuralları geçerli olmasına karşın, balıkçıların birbirinin haklarına saygılı olmaları ve bu sınırı sürekli korumaları ahlaki bir kural olarak kurumsallaşmıştır (Zengin, 2001).

Ülkemizde ise durum oldukça farklıdır. Kırsal bölgelerde kontrol ve gözetleme yetkisi Jandarma, Milli Parklar ve Orman Bakanlığı yetkililerinin elindedir. Ancak söz konusu yetkili birimler çoğunlukla bölgelerinin bağlayıcı balıkçılık kanun ve kuralları hakkında bilgi sahibi olmamakta ve hatta anayasaya aykırı bir şekilde kimi yerel teşkilatlar kendi öncülüklerinde yasak uygulamaya kalkışabilmektedirler. Mevcut tebliğe uygun bir avlağa kilometrelerce yol kat ederek ulaşan bir amatör balıkçı için böylesi bir yerel yasakla karşılaşmak ciddi problem yaratmaktadır (Ersal vd, 2008).

Doğu Karadeniz’deki önemli akarsular üzerinde gerçekleştirilen ulusal çaptaki bir araştırmada bölgeye özgü Karadeniz alabalığı (Salmo trutta labrax) üzerindeki av baskısının başlıca; (1) İllegal avcılıktan, özellikle deniz formuna sahip anaç bireylerin üremek üzere akarsuya giriş yaptığı dönemlerde kıyı uzatma ağlarıyla ve dönüşte ‘çit’ diye tabir edilen tuzaklarla avlanmasından ileri geldiği, aynı şekilde dere formu ve deniz formuna ait smolt bireylerin de yıl boyunca serpme ağları, olta, dinamit ve elektrik kullanılmak suretiyle yoğun olarak avlandığı tespit edilmiştir. (2) Deniz alabalığı stoklarının azalmasında aşırı av baskısının yanısıra, akarsu yatağı üzerinde kamu ve özel kuruluşlarca yürütülen çok çeşitli faaliyetlerde etkili olmaktadır. Özellikle 1990’lı yılların başından itibaren; nehir ağızlarından başlamak üzere akarsu yatağı boyunca kum ve çakıl alımları, dere yatağı ıslahı, yol yapımı çalışmaları, katı ve sıvı atıkların deşarjı, hidroelektrik santrali projeleri ve kıyısal alanların doldurulması gibi çok çeşitli etmenlerden dolayı akarsular yoğun bir kirlilik ve bozulma etkisi altında kalmıştır (Zengin vd, 2002). Doğal yaşama alanlarının tahrip olması balığın akarsu üzerindeki üreme ve beslenme göçünü etkilemektedir. Bu bozulmalardan ötürü daha az sayıda balık yumurtlamak üzere akarsulara giriş yapmaktadır.
Kültür balıkçılığı Türkiye’de muazzam bir hızda gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Bunun ülke ekonomisine çok büyük bir getirisi mevcuttur. Fakat sportif balık avcılığı da önemli bir ekonomik potansiyel barındırmaktadır. Uygun bir işletim yaklaşımıyla her ikisinden de birlikte yararlanabilmenin koşulları yaratılmalıdır. Böylesi bir ekonomik potansiyel ile sadece şehirler değil, kırsal bölgelerde ekonomik getiriden faydalanabilecektir. Bu tarzda bir yaklaşım/uygulama turistik açıdan büyük bir çekicilik/avantaj sağlayacaktır. Bu kapsamda özel avlak hakkı kanunen netleşmeli ve aynı zamanda yatırımda bulunan özel/tüzel yapı için de bu arazinin korunması hakkı kanunen tanımlanmalıdır. Böylesi amatör balıkçılığa yönelik yatırımlar yerel ekonomilere de olası katkısı gözetilmek yoluyla vergi muafiyeti ve kredi olanakları gibi yollarla teşvik edilmeli, sportif balıkçılığın esasları oluşturularak ülkemizde de uygulanması sağlanmalıdır. Özellikle alabalık türleri üzerinde ‘yakala-bırak’ felsefesi ile fly balıkçılığı tüm yıl yapılabilen bir aktivitedir. Böylesi bir turizmin kıyı bölgelerde yapılması ile ölü sezonlarda da turizm aktivitesini arttıracaktır. Bu uygulamada tek olumsuzluk kış aylarında derelerin bulanmasıdır. Bu dönemler ise çok kısa sürmektedir. (Ersal vd, 2008).

Rekreasyonel balıkçılık ve bununla ilişkili turizm kültür balıkçılığı içerisinde çok fonksiyonlu bir rol oynamaktadır. Özellikle olta balıkçılığı hizmetleri sivil topluluklara büyük bir ekonomik değer sağlamaktadır. Deniz balıkçılığından farklı olarak iç sularda; doğal veya sonradan oluşturulan rezervuarlarda devlet eliyle gerçekleştirilen balıklandırma/stoklama çalışmaları sürekli olarak ekonomik bir kaynak oluşturmaktadır. Burada bir başka önemli husus da doğal alabalık barındıran akarsular üzerinde kurulu bulunan mevcut balık çiftliklerinin durumudur. Çok net bir biçimde kanunda yer almasına rağmen Türkiye’de pek çok alabalık çiftliği kaynak bölgesine doğal alabalık varlığını ve su kalitesini olumsuz etkileyecek derecede yakınına kurulmaktadır. Akarsuya doğrudan kontrolsüz ve filtresiz atık boşaltımı oldukça yaygındır.
6. Öneriler

1-Amatör su ürünleri avcılığının bir sektör olduğu göz önüne alınmalı ve ilgili kurumlar bu yönde düzenleme yapmalıdır. Böylelikle, hem amatör su ürünleri avcılığının kimler tarafından yapıldığı, hem de hangi ürünlerin ne kadar avlandığı gibi bilgiler kayıt altına alınmış olacaktır. Ayrıca amatör ve sportif avcılığın ekosistem üzerine ne gibi etkilerinin olduğunun da yapılacak bilimsel çalışmalarla belirlenmesi, getirilecek yasal sorumluluklar ve kısıtlamalar için bir referans niteliği taşıyacaktır.

2-Gerek sucul canlı kaynakların devamlılığı, gerekse de amatör balıkçılık olgusunun kurumsal/sektörel bir yapıya kavuşabilmesi için yakın gelecekte amatör balıkçılık yönetim stratejisinin kapsamlı olarak ele alınması ve idari ve hukuki altyapısının yeniden oluşturulması gerekmektedir. Gelecekte de sularımızda amatör balıkçılığın devam ettirilebilmesi için amatör balıkçılığa mutlaka etkin kurallar ve yasaklar getirilmelidir.

3-Amatör balıkçılığın organizasyon yetersizliği, lisans, bilinçsizlik, otokontrol sisteminin olmayışı gibi nedenlerle stoklar üzerindeki baskının hem ekosistem, hem de ekonomik (haksız rekabet, vergisiz kazanç vb) ağırlıklı olduğu söylenebilir. İç sulardaki amatör balıkçılığın ticari boyutu denizlere göre daha büyüktür. Buradaki ekonomik kayıp kırsal kesimlere getiri sağlayabilecek şekilde yapısal/yasal olarak yeniden düzenlenmelidir.

4-İç sularda stoklar üzerinde önemli bir baskı mevcuttur. Stokları korumak için yasaklar konulurken bir taraftan da insanların amatör balıkçılık yapacakları, bu uğraşı devam ettirebilecekleri yerler saptanmalıdır. İç sularda belirlenecek alanlarda, özellikle sulama amaçlı gölet ve baraj gölleri bu işler için son derece uygundur. Bu tür kaynakların devlet eli ile özel ya da tüzel kişilerce işletilmesi daha gerçekçidir. Bu şekilde rekreasyonel balıkçılık alanları oluşturmak ve bu alanları yetiştiricilik ile takviye etmek gerekecektir. Ülkemizdeki balıklandırma faaliyetlerinin bu güne kadar tam anlamı ile hak ettiği şekilde uygulandığı söylenemez (Zengin, 2006). Balıklandırma programlarının teknik ve bilimsel alt yapısı oluşturularak kaynakların desteklenmesi gerekmektedir. Böylelikle hem insanların balık tutma isteklerini karşılayacak bir sistem oluşturulmuş olacak, hem de insanlara bir istihdam kaynağı yaratılacaktır.

5-Devlet mevcut sorunların önüne sadece yasaklar koyarak/uygulayarak geçemez. Dolayısıyla Devlet bir tarafı yasaklarken diğer taraftan da bu faaliyeti yapan insanları da düşünmek zorundadır. Bunun için amatör balıkçılık faaliyetlerinin yapabileceği alanlar oluşturmalıdır. Amatör balıkçıların (örneğin Saroz körfezindeki zıpkıncılar, galata köprüsü oltacıları vb) avladığı ürünü yasallaştırabilecek (sigortalamak, hiçbir iş sahibi olmayanlara istihdam kaynağı olarak görmek) düzenlemeler yapılmalıdır.

6-Amatör balıkçılığın kontrol edilmesi ve kayıt altına alınması ekonomiye katkı sağlayacaktır. Şu andaki uygulamalar da tamamen bir başıboşluk vardır. Bu nedenle gelişmiş ülkeler; Amerika, Almanya, Japonya, İskandinavya ülkelerindeki sistemler model alınabilir. Bu ülkelerde devlet amatör balıkçılığı ekonomik yaklaşımla düzenlemektedir. Gerçek amatör/sportif balıkçı bu işe para yatırmaktadır. Devletin idari ve hukuksal düzenlemelerinin yanı sıra kaynağın yönetimi, kaynağı kullananlar tarafından yönetilmelidir.

Kaynaklar:
Akşıray, F. 1959. Abant Gölünde Suni Islah Yolu ile İlk Alabalık Üretilmesi Hakkında. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji Enstitüsü Dergisi, Seri A-5: 115-124.
Alp, Ş., Kaptanoğlu, M., 2000. Van İli Çatak İlçesinde Bulunan Su Samurlarının Habitat ve Karşılaştığı Problemler. TTKD, Tabiat ve İnsan Dergisi. Yıl: 34, Sayı 1, s: 8-10.
Anonim, 2007. AB Ortak Balıkçılık Politikası ve Türkiye Semineri. 22–23 Ekim 2007, Bandırma Ticaret Odası. AB Balıkçılık Bülteni Sayı 8. Ekim 2007.
Anonim, 2009. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü. 2/2 numaralı Amatör (Sportif) Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ. (İlk yayımlanma: 1.08.2008 tarih ve 26974 sayılı Resmi Gazete, Değişiklik: 05.11.2008 tarih ve 27045 sayılı Resmi Gazete).
Beklioğlu, M. 2006. Abant Gölü Balık Toplulukları ve Genel Yapı Üzerine Değerlendirme. Bolu Doğa Koruma Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Koruma Şubesi Raporu.
Bergman , A., 2009. An Angler’s Guide to Salmon Fishing in Japan. Jul 17th, 2009.
Dalkıran, G., Baki, B., 2009. Yalova İlinde Sportif (Amatör) Balıkçılık Yapan Kişilerin Yaş Grupları, Meslek Grupları ve Belgelerini Yenileme (Vize) Oranları Üzerine Bir Araştırma XV. Ulusal Su Ürünleri Sempozyumu 01-04 Temmuz 2009 Rize.
Ersal, T., Kalaç, B., Sanalan, T., 2008. The potential Turkey inherits in fishing native trout. Symposium on interactions Between Social, Economic and Ecological Objectives of Inland Commercial, Recreational Fisheries and Aquaculture,. Antalya, Turkey, 21-24 May 2008, FAO.
Mills, D., Piggins, E., 1988, Atlantic Salmon: Planning for the Future, The Proceedings of the Third Int. Atlantic Salmon Symp., Biarritz, France 21-23 October 1986, 578 s.
Olay, 2009. Günlük Mahalli Haber Gazetesi, Çanakkale, Küçük Balıkçılar Dertli. 18 Haziran 2009.
Referans, 2009. Günlük Ulusal Gazete. ‘Her Balıkçı Galata’da Rastgele Olta Sallamayacak’. 30 Mayıs 2009.
Tortonese, E., 1954. The trouts of Asiatic Turkey. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji Enstitüsü Dergisi, Seri B-2: 1-26.
Zengin, M., 2001, Japonya’daki Balıkçılık Yönetim Modeli ve Bu Modeli Oluşturan Değerler, Yunus Dergisi, Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Yayını, Trabzon, Yay. No.: 1, 11-12 s.
Zengin, M., Aksungur, M., Tabak, İ., 2002. Karadeniz Alabalığı (Salmo trutta labrax) Populasyonunun Gelişimini Etkileyen Faktörler. Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları IV. Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 02 Konferansı Bildiriler Kitabı. 5–8 Kasım İzmir. E. Özhan ve N. Alpaslan (Editörler), p: 747–758.
Zengin, M., 2006. Balıklandırmanın Genel Kriterleri ve Dünyada ve Ülkemizdeki Stoklama Deneyimleri. 1. Balıklandırma ve Rezervuar Yönetimi Sempozyumu. 7-9 Şubat 2006, Antalya. TKB Akdeniz Su Ürünleri Araştırma, Üretim ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü. Bildiriler (Ed: Y. Emre, İ. Diler), s: 69-82.
Zengin, M., Gül, M., Ayan, A.K. 2008. Kızılırmak Deltası-Bafra Balık Göllerindeki Çevresel Faktörlerin Göl Ekosistemi ve Balıkçılığı Üzerine Olan Etkileri. Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları VII. Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 08 Konferansı Bildiriler Kitabı. 27-30 Mayıs 2008, Ankara. Balas, L. (Editör), Cilt: I, p: 185-194.
.
__________________

Burhan Önen
BANDIRMA.
Burhan Reis Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-07-2012, 00:36   #3
MAVİ FENER
Kaptan
 
MAVİ FENER kullanıcısının avatarı
 
Üyelik Tarihi: 13.06.09
Yaş: 68
Mesaj Sayısı: 2.081
Exclamation

Reisim;
Bu fevkalade çalışmanıza şapka çıkarıyor ve teşekkürlerimi sunuyorum....
Aslında bu tip balık avcılığıda miktar olarak az bir rakam değildir....
__________________
İyi günler, bol güneşler dilerim.
Üstad Kaptan
Nuri DENİZ
İstanbul - 1949
Kimya ve İşletme Müh.
MAVİ FENER Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Sosyal Paylaşım

Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıtlar Son Mesaj
Lambuka avına genel bakış kral dolmuşcu2 Deniz Balıkları 10 11-04-2010 16:12
Ülkemizdeki Sualtı Kulüpleri levrek Resmi Avcılık Duyuruları 1 29-05-2008 22:25
Ülkemizdeki Tatlısu Balıkları ve Özellikleri yakup Tatlı Su Balıkları 0 27-02-2008 22:06
Denizlerimizde amatör olta balıkçılığın yapılmasının yasak olduğu yerler var mı??? ykmk TARTIŞMA, SOHBET ve HABERLER 3 17-07-2006 21:00
Balıkçılığın Dünü Bu Günü Taygun KOCABIYIK TARTIŞMA, SOHBET ve HABERLER 4 12-10-2005 02:19


Saat 09:29.